15 Nisan 2017 Cumartesi

AŞK ACISI NASIL GEÇER?





    Merhabalar benim dört saat boyunca çevresindeki herkesi eski sevgilisi hakkında darlayan sonra da "Unuttum abi tabi aklıma bile gelmiyor" diyen okurlarım ,
Bahar geldi , yaz da geliyor . Sevinçten bütün okulun ortasında arkadaşlarım beatbox yaparken kafamın üstünde dönebilirim. Bir dakika durun ve sadece o görüntüyü hayal edin. Ahaha!  Ama doğum günümün yaklaşması da biraz korkutup üzmüyor değil . Genelde bahar aylarında her yerde ,rahatlatıcı videolarda birden çıkan korkunç suratlar gibi ,her yerde AMA HER YERDE birden bire ortaya çıkan el ele dolaşan çiftleri görürüz. Ancak bu mart ayından beri çevremde sevgilisinden ayrılmayan kimse kalmadı. (Beyzoş siz hariç, Allah bozmasın , selamlar) . Gözyaşı görmekten ciğerim soldu. Normalde ağaçkakan kuşu gibi hiç durmadan birinin beynini konuşa konuşa uyuşturabilirim. Ama söz konusu duygular olunca , teselli etme gücüm de bir yere kadar etkili oluyor. Bu yüzden birkaç filmle kalbi yıllardır Greenpeace eylemi görmemiş bir çöl kadar çatlak arkadaşlara yardımım dokunur belki. 

     Geçenlerde bir tanıdığın önerisiyle "Mr.nobody"'i izledim . Geçen dönem aldığım film analiz dersinden  sonra zaten filmleri alnımda açılan  üçüncü bir gözle izlemeye başladım. Filmin bir sahnesi beni o kadar etkiledi ki 2-4-8-10-45 gün o sahneyi düşünüp durdum. Hatta eminim benden başka o kadar etkilenen de yoktur. Filmde bir esas kız var Elisa. Kız sürekli histeri krizleri geçiriyor . Piçin birine aşık , oğlan kızı kullanıyor . Ay ne tanıdık bir hikaye dediğinizi duyar gibiyim, sevgili kızlar. Sonra Elisa çok iyi bir adam olan Nemo'yla evleniyor ama histeri krizleri devam ediyor, hiç mutlu değil. Nemo kadını arabasını yakacak kadar seviyor. Biri benim için arabasını yaksa bacağımı koparıp veririm al senin olsun hakettin bunu diye asdfgh. Nemo'yu , kadraja saçının teli bile girse elimin ayağımın titrediği , instagramdan "Do you like şiş kebap, İstanbul is a great city " ya da "Eskiden okeyde elime joker gelince ortaya atardım artık kalbime koyuyorum" diye durmadan darladığım Jared Leto oynadığı için ara ara mola verip sakinleşmem gerekti... Kız birgün adamı, çocuklarını bırakıp ben o piçe , Stefano'ya, aşığım diyo ve evi terk ediyor. Sonra işte o sahne geliyor. Kız berberde çalışıyor, sandalyesinde Stefano'nun fotoğrafına bakıyor. İçeri bir adam gidiyor kız adamın saçını kesiyor , adam gidiyor ve kız Stefano'nun fotoğrafına bakmaya devam ediyor. Peki gelen adam kim, Stefano tabi ki! İşte tam burda durdurup kendi kendimle yüzleştim . 

    Elisa benim , zaten o kadar ağlamasından bence anladınız. Ama Stefano bu blogta birden fazla yazdığım o esas oğlan. Uzun bir süre tüm mutsuzluklarımın sebebinin onunla olamamak olduğunu sandım. Ama değildi çünkü biliyorum ki esas oğlan gelip karşıma otursa , kalkar gider ve evimde fotoğrafına bakıp onu özlemeye devam ederdim . Çünkü özlediğim gerçek o değildi, kafamda onun için oluşturduğum halini özledim durdum. Nietzsche , "İnsan arzularını sever, arzuladıklarını değil" der. Hoşlandığımız kişide içimizdeki anima/animusu görmek isteriz. (Jung bilenler anladı) Yani Elisa içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmak için güçlü, istekli ve pozitif bir insan olması gerektiğinin farkındaydı. Bu erdemi kendi benliğinde göremedi ve bu sorumluluğu Stefano'ya yükledi. Elbette gerçek Stefano bu erdeme sahip biri değil. O fotoğraftaki , hiç varolmayan Stefano'yu istedi yani aslında kendi güçlü halini istedi. Bu sebepten ben yıllarca esas oğlanı istedim. Bu yüzden bazen birinden ayrıldığımızda o kişiyi kaybettiğimize değil de daha iyi bir insan olma şansını kaybettiğimize üzülüyoruz. Filmi izlediğim sırada da ,esas oğlanda olduğu kadar yoğun olmasa da , yine böyle bir durum içindeydim. Ağladığım o değildi çünkü o yanımda olsa da ağlıyordum. Ne garip! Kendimi bir saniyeliğine mutsuz hissetsem çözümün her şeyi boş verip sinek ilaçlama aracının peşinden koşan çocuklar gibi ona koşmak, kulaklarının arkasından ve tam şakaklarından yayılan esrik eden kokusunu kalbimin en derinine çeke çeke sarılmak zannediyordum. Ama değildi . Çünkü çözüm bu olsaydı birlikte olduğumuzda bir daha hiç mutsuz hissetmezdim. Öyle şirin dudakları vardı ki ... Öhöm neyse konumuz bu değil. Yani hanımlar , beyler diyorum ki sizi dünyadaki tüm problemlerden kurtaracak, sonsuz aşkınız olacak kişi o eski sevgiliniz değil , ona yüklediğiniz anlam . Esas üzüldüğünüz onu kaybetmeniz değil , onun olmasını istediğiniz kişi olmaması . Yıldız Tilbe'yi dinleyin ve "İçimde öyle güzelsin ki , onu kirletmeyeceğim seninle " diyin ve hayatınıza devam edin.




  
   Severek ayrılanlar var mı aranızda ? Buyrun , sanırım hemşeriyiz. Eğer böyle ayrıldıysanız şu cümle eminim benim canımı acıttığı kadar sizin canınızı da acıtıyordur. "Ne onunla ne de onsuz yapamıyorum" . Rüyalarımda hasretle boğuştuğum bir gecenin ardından uyanır uyanmaz aklıma şu replik geldi " Yarım kalan aşklar hep daha romantiktir ." Hangi filmdi bu ya diye düşünürken yıllaaar yıllar önce izlediğim "Barcelona Barcelona" olduğunu hatırladım . Şu hayatta , bir potensiyal nevrotik olarak söyleyebilirim ki, nevrotik bir kadının en güzel işlendiği film olabilir. Maria Elena , esas adama deli divane aşık adam da ona . Ama beraberken o kadar büyük kavgalar ediyorlar ki birbirlerini bıçaklayacak kadar. Ayrılıyorlar kadın her ayrılıkta bir şekilde intihar girişiminde bulunuyor ve adamın yanına dönüyor çünkü kimsesi yok. Bu döngü böyle devam ediyor. Bu saykoluk size kimi hatırlatıyor ? Evet , teşekkürler beni. Peki ne zaman mı ilişkileri düzeliyor. Araya üçüncü bir kadın girince. Bir ilişkide kendimi yetersiz hissediyorsam kıskanmamak gibi bir huyum var . Bu yüzden Maria Elena'yla arkadaş olmak isterdim . Zannediyorum hoşlandığım çocuğa sevgili ayarlama isteğimi ya da open relationshipe olan düşkünlüğümü bir tek o anlar.  Tabi ki size gidin üçlü ilişki yaşayın demiyorum asdfhk . Ama bu durumdaysanız hakikaten zor be. Ama bu ne demek biliyor musunuz , aranızdan biri yeterince fedakarlık yapmıyor demek. Onunla olmayan ne ? Çok kaba olması, çok rahat olması , çok ilgisiz olması mı? Düzeltsin. Düzeltmiyorsa , sizin için fedakarlık yapmayan biri olmadan gayette yaşanır , dont worry . Ha benim gibi "Benim için fedakarlık yapıp o bülbül kalbini kafeslerde çürütmesin" diyip her şeyden vazgeçtiyseniz  sadece şunu söyleyebilirim birinin sizi ne kadar istediğine ancak o biri karar verebilir . Ne siz, ne arkadaşlarınız ne o paralar gömdüğünüz falcılarınız . Karşınızdaki adına karar vermeyin, benimle mutsuz olacak demeyin. Yoksa o başkalarıyla hayvan gibi mutlu olurken siz geceleri Sezen Aksu Seni Kimler Aldı eşliğinde gizli gizli dondurma yersiniz.


 Valla kuşlarım benim diyebileceklerim bunlar. Allah sabır versin. Ama arkadaşlarınız da napcağını şaşırdı be. Eski sevgilinize sövüyoruz "Öyle deme", övüyoruz "Kimin tarafındasın" AZ MERHAMET EDİN.  Son olarak bu ayrılık evresini atlattıktan sonraki halinize seslenmek istiyorum. Geçenlerde hayat gayet normal , tıkırında giderken ve kalpsiz banabisugetirin kalbi her zamanki gibi en az Grinchinki kadar küçükken mutfak dolabını açınca önüme düşen makarnayla bir anda tatil köyünde gece vakti çim sulayan fışkiyeler gibi ağlamaya başladım. Kırmızı kalpli makarnalar belki beraber yeriz diye almıştım , hiç olmayacak . Çimlerde dans ederken giyerim diye düşündüğüm mor kabarık elbisem hiç giyilmeyecek belki de,   öve öve bitiremediği o dondurmacının önünden  geçebilir miyim bir daha , sanmıyorum. Bu onu unutamamaktan değil, hayallere olan saygıdan aslında. Her hayal beraber kurduğunuz kişilere özgüdür, başkasıyla yaşanırsa başkasına da, size de, hayalinize de yazık.  Bu yüzden doğru hayalleri doğru kişilerle kurun. Size hiçbir gelecek vaddetmeyen, kim olduğunu , lakabını, nerden gelip nereye gittiğini size anlatmayan , paylaşmayan , hiç vermeyen hep almak isteyen insanlarla değil. Sonra böyle güzel hayallerinizin suya düşmesine ağlamayın. 




Son olarak şu efsane sahnesi koyup acınıza acı katıp kaçıyorum 






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Siz yorum yaptıktan sonra kim arkanızdan ne demiş öğrenmek için lütfen mail adresinizi girmeyi unutmayın!