15 Nisan 2017 Cumartesi

AŞK ACISI NASIL GEÇER?





    Merhabalar benim dört saat boyunca çevresindeki herkesi eski sevgilisi hakkında darlayan sonra da "Unuttum abi tabi aklıma bile gelmiyor" diyen okurlarım ,
Bahar geldi , yaz da geliyor . Sevinçten bütün okulun ortasında arkadaşlarım beatbox yaparken kafamın üstünde dönebilirim. Bir dakika durun ve sadece o görüntüyü hayal edin. Ahaha!  Ama doğum günümün yaklaşması da biraz korkutup üzmüyor değil . Genelde bahar aylarında her yerde ,rahatlatıcı videolarda birden çıkan korkunç suratlar gibi ,her yerde AMA HER YERDE birden bire ortaya çıkan el ele dolaşan çiftleri görürüz. Ancak bu mart ayından beri çevremde sevgilisinden ayrılmayan kimse kalmadı. (Beyzoş siz hariç, Allah bozmasın , selamlar) . Gözyaşı görmekten ciğerim soldu. Normalde ağaçkakan kuşu gibi hiç durmadan birinin beynini konuşa konuşa uyuşturabilirim. Ama söz konusu duygular olunca , teselli etme gücüm de bir yere kadar etkili oluyor. Bu yüzden birkaç filmle kalbi yıllardır Greenpeace eylemi görmemiş bir çöl kadar çatlak arkadaşlara yardımım dokunur belki. 

     Geçenlerde bir tanıdığın önerisiyle "Mr.nobody"'i izledim . Geçen dönem aldığım film analiz dersinden  sonra zaten filmleri alnımda açılan  üçüncü bir gözle izlemeye başladım. Filmin bir sahnesi beni o kadar etkiledi ki 2-4-8-10-45 gün o sahneyi düşünüp durdum. Hatta eminim benden başka o kadar etkilenen de yoktur. Filmde bir esas kız var Elisa. Kız sürekli histeri krizleri geçiriyor . Piçin birine aşık , oğlan kızı kullanıyor . Ay ne tanıdık bir hikaye dediğinizi duyar gibiyim, sevgili kızlar. Sonra Elisa çok iyi bir adam olan Nemo'yla evleniyor ama histeri krizleri devam ediyor, hiç mutlu değil. Nemo kadını arabasını yakacak kadar seviyor. Biri benim için arabasını yaksa bacağımı koparıp veririm al senin olsun hakettin bunu diye asdfgh. Nemo'yu , kadraja saçının teli bile girse elimin ayağımın titrediği , instagramdan "Do you like şiş kebap, İstanbul is a great city " ya da "Eskiden okeyde elime joker gelince ortaya atardım artık kalbime koyuyorum" diye durmadan darladığım Jared Leto oynadığı için ara ara mola verip sakinleşmem gerekti... Kız birgün adamı, çocuklarını bırakıp ben o piçe , Stefano'ya, aşığım diyo ve evi terk ediyor. Sonra işte o sahne geliyor. Kız berberde çalışıyor, sandalyesinde Stefano'nun fotoğrafına bakıyor. İçeri bir adam gidiyor kız adamın saçını kesiyor , adam gidiyor ve kız Stefano'nun fotoğrafına bakmaya devam ediyor. Peki gelen adam kim, Stefano tabi ki! İşte tam burda durdurup kendi kendimle yüzleştim . 

    Elisa benim , zaten o kadar ağlamasından bence anladınız. Ama Stefano bu blogta birden fazla yazdığım o esas oğlan. Uzun bir süre tüm mutsuzluklarımın sebebinin onunla olamamak olduğunu sandım. Ama değildi çünkü biliyorum ki esas oğlan gelip karşıma otursa , kalkar gider ve evimde fotoğrafına bakıp onu özlemeye devam ederdim . Çünkü özlediğim gerçek o değildi, kafamda onun için oluşturduğum halini özledim durdum. Nietzsche , "İnsan arzularını sever, arzuladıklarını değil" der. Hoşlandığımız kişide içimizdeki anima/animusu görmek isteriz. (Jung bilenler anladı) Yani Elisa içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmak için güçlü, istekli ve pozitif bir insan olması gerektiğinin farkındaydı. Bu erdemi kendi benliğinde göremedi ve bu sorumluluğu Stefano'ya yükledi. Elbette gerçek Stefano bu erdeme sahip biri değil. O fotoğraftaki , hiç varolmayan Stefano'yu istedi yani aslında kendi güçlü halini istedi. Bu sebepten ben yıllarca esas oğlanı istedim. Bu yüzden bazen birinden ayrıldığımızda o kişiyi kaybettiğimize değil de daha iyi bir insan olma şansını kaybettiğimize üzülüyoruz. Filmi izlediğim sırada da ,esas oğlanda olduğu kadar yoğun olmasa da , yine böyle bir durum içindeydim. Ağladığım o değildi çünkü o yanımda olsa da ağlıyordum. Ne garip! Kendimi bir saniyeliğine mutsuz hissetsem çözümün her şeyi boş verip sinek ilaçlama aracının peşinden koşan çocuklar gibi ona koşmak, kulaklarının arkasından ve tam şakaklarından yayılan esrik eden kokusunu kalbimin en derinine çeke çeke sarılmak zannediyordum. Ama değildi . Çünkü çözüm bu olsaydı birlikte olduğumuzda bir daha hiç mutsuz hissetmezdim. Öyle şirin dudakları vardı ki ... Öhöm neyse konumuz bu değil. Yani hanımlar , beyler diyorum ki sizi dünyadaki tüm problemlerden kurtaracak, sonsuz aşkınız olacak kişi o eski sevgiliniz değil , ona yüklediğiniz anlam . Esas üzüldüğünüz onu kaybetmeniz değil , onun olmasını istediğiniz kişi olmaması . Yıldız Tilbe'yi dinleyin ve "İçimde öyle güzelsin ki , onu kirletmeyeceğim seninle " diyin ve hayatınıza devam edin.




  
   Severek ayrılanlar var mı aranızda ? Buyrun , sanırım hemşeriyiz. Eğer böyle ayrıldıysanız şu cümle eminim benim canımı acıttığı kadar sizin canınızı da acıtıyordur. "Ne onunla ne de onsuz yapamıyorum" . Rüyalarımda hasretle boğuştuğum bir gecenin ardından uyanır uyanmaz aklıma şu replik geldi " Yarım kalan aşklar hep daha romantiktir ." Hangi filmdi bu ya diye düşünürken yıllaaar yıllar önce izlediğim "Barcelona Barcelona" olduğunu hatırladım . Şu hayatta , bir potensiyal nevrotik olarak söyleyebilirim ki, nevrotik bir kadının en güzel işlendiği film olabilir. Maria Elena , esas adama deli divane aşık adam da ona . Ama beraberken o kadar büyük kavgalar ediyorlar ki birbirlerini bıçaklayacak kadar. Ayrılıyorlar kadın her ayrılıkta bir şekilde intihar girişiminde bulunuyor ve adamın yanına dönüyor çünkü kimsesi yok. Bu döngü böyle devam ediyor. Bu saykoluk size kimi hatırlatıyor ? Evet , teşekkürler beni. Peki ne zaman mı ilişkileri düzeliyor. Araya üçüncü bir kadın girince. Bir ilişkide kendimi yetersiz hissediyorsam kıskanmamak gibi bir huyum var . Bu yüzden Maria Elena'yla arkadaş olmak isterdim . Zannediyorum hoşlandığım çocuğa sevgili ayarlama isteğimi ya da open relationshipe olan düşkünlüğümü bir tek o anlar.  Tabi ki size gidin üçlü ilişki yaşayın demiyorum asdfhk . Ama bu durumdaysanız hakikaten zor be. Ama bu ne demek biliyor musunuz , aranızdan biri yeterince fedakarlık yapmıyor demek. Onunla olmayan ne ? Çok kaba olması, çok rahat olması , çok ilgisiz olması mı? Düzeltsin. Düzeltmiyorsa , sizin için fedakarlık yapmayan biri olmadan gayette yaşanır , dont worry . Ha benim gibi "Benim için fedakarlık yapıp o bülbül kalbini kafeslerde çürütmesin" diyip her şeyden vazgeçtiyseniz  sadece şunu söyleyebilirim birinin sizi ne kadar istediğine ancak o biri karar verebilir . Ne siz, ne arkadaşlarınız ne o paralar gömdüğünüz falcılarınız . Karşınızdaki adına karar vermeyin, benimle mutsuz olacak demeyin. Yoksa o başkalarıyla hayvan gibi mutlu olurken siz geceleri Sezen Aksu Seni Kimler Aldı eşliğinde gizli gizli dondurma yersiniz.


 Valla kuşlarım benim diyebileceklerim bunlar. Allah sabır versin. Ama arkadaşlarınız da napcağını şaşırdı be. Eski sevgilinize sövüyoruz "Öyle deme", övüyoruz "Kimin tarafındasın" AZ MERHAMET EDİN.  Son olarak bu ayrılık evresini atlattıktan sonraki halinize seslenmek istiyorum. Geçenlerde hayat gayet normal , tıkırında giderken ve kalpsiz banabisugetirin kalbi her zamanki gibi en az Grinchinki kadar küçükken mutfak dolabını açınca önüme düşen makarnayla bir anda tatil köyünde gece vakti çim sulayan fışkiyeler gibi ağlamaya başladım. Kırmızı kalpli makarnalar belki beraber yeriz diye almıştım , hiç olmayacak . Çimlerde dans ederken giyerim diye düşündüğüm mor kabarık elbisem hiç giyilmeyecek belki de,   öve öve bitiremediği o dondurmacının önünden  geçebilir miyim bir daha , sanmıyorum. Bu onu unutamamaktan değil, hayallere olan saygıdan aslında. Her hayal beraber kurduğunuz kişilere özgüdür, başkasıyla yaşanırsa başkasına da, size de, hayalinize de yazık.  Bu yüzden doğru hayalleri doğru kişilerle kurun. Size hiçbir gelecek vaddetmeyen, kim olduğunu , lakabını, nerden gelip nereye gittiğini size anlatmayan , paylaşmayan , hiç vermeyen hep almak isteyen insanlarla değil. Sonra böyle güzel hayallerinizin suya düşmesine ağlamayın. 




Son olarak şu efsane sahnesi koyup acınıza acı katıp kaçıyorum 






13 Aralık 2016 Salı

BİR ERKEĞİ ELDE ETMENİN YOLLARI

  Merhabalar benim karşı cinsi etkilemek için çifleşme dansına kadar yolu olan okurlarım,

Ankara bugün yine annesini kaybetmiş salyalı bir çocuk gibi. Ben de dün öyleydim. Ay , dur merak mı ettin nedenini hemmen anlatayım, özledim zaten yazmayı.

Dün okuldan dönerken servisin arkasından miyavlama sesleri geldiğini duydum. Dedim şoför bey sizin araba kedi yutmuş. Açtık motoru, minnacık , pis bir yavru kedi. Şoför "Yanacakmış az daha "dedi. Başka bir şoför de , şoför olduğunu zannediyorum, tuttu kediyi ordan çıkardı. Kedi adamın elinden kaçtı hemen karşıdaki park hâlindeki arabanın altına girdi.
Bitti, mutlu son.

Böyle olması gerekmez mi? Benim yoluma o kedinin hayatına devam etmesi gerekmez mi? Öyle olmadı. Nasıl olduğunu anlamadan arkamda bir ses duydum. "Keşke hiç motordan çıkarmasaydık, araba çarptı, öldü." "Hayır, işte şu beyaz arabanın altında duruyor." dedim ve buna inandım ta ki o minik patilerine bile dolan kanı görüne kadar. O keşke çıkarmasaydıkla başlayan cümle ne çok canımı yaktı. Tanımadığım bir adamın rastgele söylediği o cümle , belki de tanıdığım tüm adamların canımı acıtmak için itinayla seçtikleri tüm cümlelerden çok canımı yaktı. Ben suçlu muydum, obur arabanın kedi yuttuğu söylediğim, belki çıkar da mama veririm diye o saklandığı beyaz arabanın yanına gittiğim için? Tabi durur muyum, bütün Tunus'un havasını içime çekecek kadar ağlamaya başladım. İnsanlar etrafıma toplandı, "Öldü, git " dediler. Gidemedim. Annemi aradım. Ne garip, insan ne kadar yetişkin olduğunu iddaa etse de acil durumlarda annesini arama ihtiyacı hissediyor. "Bin taksiye çabuk Kurtuluş Parkı'na götür" dedi, tedavi olması için. Yok dediler, öldü dediler. Hatta biri " Suriye'de bebekler böyle ölüyor" dedi. Çok sağol amca, moral verme ödülü olarak bir tencere setini hak ettin.

Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Bu kedi gibi bir anda, çok saçma. Gezmeye çıkıyorlar, hayat harika mutlu sona yakınlar ama olmuyor. Ne acı.

Psikologum haberleri izlememi yasakladı. Başkalarının birebir içinde yaşadığı durumu ben televizyondan izleyemeyecek kadar zayıfım. Ne yazık.

Psikolog demişken gizli depresyonda olduğumu düşünüyor. Yoo, bence gayette açık bir depresyon ama yine de sen bilirsin tatlı kız. Anlattığım şeyler acıklıymış ama ben komik gibi anlatıyormuşum. Eeee bu zaten en başından beri bu blogta olan şey değil mi? Asdfgj. Gülsek suç , ağlasak suç be blog efendi.

Her neyse gelelim asıl konumuza. Balık , Kraker, Tarkan ve benim histerik aşk dörtgenimize.

Arkadaşlar Tarkan bana olan hoşlantısını dünyanın en garip şekliyle belli eden bir hanzo.
Balık , hoşlaştığım, elde etmek için Youtube'daki "How to attract your crush?" başlıklı tüm videoları izlediğim beyendi.
Kraker, bff gibin bir şey ama Balık ona yanık (Üzgün surat)

Arkadaşlar balık normalde dünyanın en normal çocuğu gibiydi. Taa ki bir gün sakallarını kesene kadar. Sakalsız daha yakışıklı demek istemiyorum, sadece büyük bir değişikti onu fark etmemi sağlayan.
Biri sizi fark etsin istiyorsanız, sakal , saç kesin efenime söyleyim saç boyayın, kilo verin, alın filan.

Sonra onu elde etmek için bütün saçma salak şeyleri denedim.
1-) Dediler ki göz kontağı
60 saniye boyunca hiç gözlerimi ayırmadan bu koca gözlerimle gözlerine baktım, sonunda çocuk rahatsız oldu da içeri girdi. :(

Aynen böyle :

2-) Dediler ki yanında olduğunu hissettir
Balık bir dansçı. Tabi ki de tabi kiii dee gösterisine gittim. "ALLAHIM YÜZÜNÜ KARA ÇIKARMA" diye hatim indirdikten sonra çocuk tebrikleri kabul etmek için aşağı indi. Herkes sarılıyor filan. Benim de yanıma yürümeye başladı. "Ayy çok güzeldi, hadi görüşürüz" diyip götümü dönüp gittim. Tanrımmm neeedenn ? Onun güçlü kollarında cennetin dünya versionı ücretsiz.indir.tam indir.hemen.indir

Neyse, birgün Kraker'e Tarkan'ın yaptığı embesillikleri anlatmaya başladım. Konu bitti dedi ki balık dün gece beni aradı. Ben şöyle oldum.
Ama çok önemsemedim çünkü Balık o gece beni de aramıştı. Sonra dedi ki" Sabah bir kez daha aradı" ve imalı olarak baktı. O artık benden 1-0 öndeydi. Üstelik arkadaşımdı. Ben artık şu duruma geldim. Artık daha sıkı taktiklere ihtiyacım vardı.
3-)Dediler ki kıskandır
Balık'a Tarkan'ı anlattım belki kıskanır umuduyla sadece "Ya sen niye yüz veriyorsun ki" dedi.
Otobüste benim Tarkan'ın yanına oturmam gereken birgün ben" Olmaz öyle şey, kalk ben oturayım onun yanına " demesini beklerken, o "Ahahhaha" diye bana bakıp anıra anıra güldü.


4-)Dediler ki iltifat et
Tatlı yediği birgün " Çok güzel kaşıklıyorsun" dedim....

5-)Ortak bir şeyler paylaşın dediler
Bir dal sigara istedim.

Bu sıkı çalışmalarım neden sonuç vermiyor diye düşünürken birgün hep beraber dışarı çıktığımızda Balık'ın Kareker'e şöyle baktığını gördüm.
 Bense tabi ki böyleydim.Allah belamı versin bakışım aynen böyleydi.


Bu iki olaydan sonra vazgeçme noktama artık geldim. Sıla bebeğim okuyorsa bol selam "Sen Sezter Abagilsin , aptallık etme , sonuna kadar devam et" dedi.

Vazgeçeyim mi?
Devam edeyim mi?
Bakalım bu hikayenin sonu nasıl olacak?

26 Temmuz 2016 Salı

20 YAŞINA GİRMEDEN ÖNCE YAPILACAK 20 ŞEY

      Merhabalar benim her gece hayatını değiştirecek kararlar alıp sabah olduğunda onları yatağında bırakan Obromovlarım,
      Şimdi ben size "16 Mayıs'ta 40 yaşıma girdim bu da demek oluyor ki bu blogu yazmaya başladığımda 35 yaşındaydım!!" desem bu cümle üstüne yazı yazılabilecek pek bir şey içermez. İşte bu, yaşlanmak. Ama ben bugün size büyümekten bahsedeceğim çünkü 20 yaşına girdim ve bu da demek oluyor ki blogu açtığımda körpecik bir hey 15liydim. (ağlamalı surat)
Hayatınızın ilk 20 yılı çok büyük aşamaları kaplıyor. Bebeklik, çocukluk, ergenlik dönemi ve hatta yetişkinlik. Bu dolu yılları geçirirken biraz tavsiyeye ihtiyaç duyarsınız diye bir yapılacak listesi hazırladım tabi ki kendi deneyimlerimle. Siz bu saydıklarımın hiçbirini gerçekleştiremeseniz bile bu berbat bir hayatınız olacağı anlamına gelmiyor sadece ben yaptım ve çok eğlendim.

1-) Blog/Günlük yaz
Dediğim gibi 15 yaşından beri buraya az da olsa bir şeyler yazıyorum yazdığım an efsane iyi gibi gelse de geri dönüp okuduğumda abv sezo diyorum.

Ama asla silmiyorum çünkü geçmişteki senin sana yetersiz gelmesi aslında geliştiğinin göstergesi. Hani böyle Yetenek Sizsiniz filan izlerken televizyondaki kişi adına utanırsın kanalı filan değiştirirsin ya bana da eski yazılarımı okuyunca öyle oluyor. Ayrıca blog için değil ama günlük için şunu söyleyebilirim yazmayı öğrendiğim günden beri günlük tutuyorum. Diyelim ki bir arkadaşımı çok seviyorum o gün onu günlüğüme yazıyorum. Ama meğerse o Voldemort’un Harry’nın üstüne saldığı yılan kadar büyük bir yılanmış. Şimdi tabi bu eninde sonunda ortaya çıkıyor ve ben eski günlüklerimi okurken adeta 3.şahıs  olarak izlediğim dizilerdeki gibi tepkiler veriyorum. “Hayır açma o kapıyı“ , “Al öldün işte ben sana demiştim“, “Zaten önce hep şişman ve gözlüklü ölür“ gibi. Vallahi al eline patlamış mısır oku. Ne olduğunu, nerden geldiğini, nereye gittiğini anlamak ve hatırlamak için, kendini anlamak için en iyi yol.

2-) Arkadaşlarınla tatile git



3-)En az bir kere yaşını büyüt
Bu maddeye 18 yaşına girdikten sonra gerek kalmaz sanmıştım ama bazen ekseriyetle yaşımı büyütmeye devam ediyorum.
4-)İlk büyük savaşını agistlere karşı ver
Senden büyük olan insanlar seni yalnızca onlardan küçük olduğun için susturmaya çalışacak. Deneyimle alakalı değil bu. Senden daha az deneyimli kişiler bile belirli bir yaşı geçtikten sonra teselli hediyesi olarak  yeni yaşlarının yanında ömür boyu kullanabilecekleri çok bilmişlik paketi aldıkları için okuduğun, gördüğün onca şeyi kenara atıp “Sen büyüklerin işine karışma“ diyecek ki bu bence bir kadına yalnızca kadın olduğu için söz hakkı tanımamakla tamamen aynı şey. Ha ergen psikolojinde “Ya ben artık hayatın tüm buglarını çözdüm sen ne bilirsin ki moruk“ özgüveni maalesef ki var (bkz. 15 yaşında kitap çıkaran ergen özgüveni). Bu yüzden gidin her şeye atlayın demiyorum. Sizin de evde, okulda ülkede ne olduğunu bilmeye hakkınız var diyorum. Yeterli bilgiye, deneyime ulaştığınızda da yorum yapabilme, savunduğunuz şeyi sonuna karar savunabilme (fanatikleşmeden) ve karşınızdakinin,sizden 30 yaş büyük olsa bile, sizi saygıyla dinleme hakkına sahip olmalısınız diyorum.

5-) Çocukken geleceğinizle ilgili uçuk bir hayalin olsun


6-) Arkadaşlıklar kur (spoiler : en bitmez dediğiniz bile belki birgün bitecek)




 Arkadaşlarınız aslında hayatınızın ilerlediği yönde karşınıza çıkan diğer aynı yolun yolcuları. Bu yüzden, hayatınıza hep aynı yol üzerinden devam edemeyeceğinizden, arkadaşlarlarınız sürekli değişir durur. Örneğin sizinle aynı liseyi tercih edip sizin yolunuza dahil olan biriyle arkadaş olduğunuzda hatırlayın o sizinle ilkokulda aynı yolda değildi. Bu demektir ki hayatın başka bir döneminde de sizinle aynı yolda olmayabilir.Bazı arkadaşlıklarınızın bitmesi çok acı verecek, kabul. Ama aynı yolda birlikte yürüyemedikten sonra ne fark eder beraber olup olmadığınız? Bu yüzden aramız bozulunca "Eskiden böyle değildin, o çocuk seni çok değiştirdi" diye yakınıyoruz. Bir insanın kişiliği öyle şıp diye değişecek bir şey değil ama tercih ettiği yollar bazen karşısındakinin tek bir cümlesine bakar. Arkadaş edinmekte zorluk çeken bir sürü insan var zannımca onların bütün sorunu yanlış bir yolda olmaları. Siz de onlardan biriyseniz hayatta olduğunuz yeri verdiğiniz kararları bir sorgulayın derim.

Arkadaşlarınızla  hayaller kuracaksınız


Bazıları siz olmadan gerçekleşecek
Bak beraber yapacağız diye konuştuğunuz bazı hayalleri tek başınıza gerçekleştirmek zorunda kalacaksınız

6-) Hayal demişken hayal kur
Modern dünyanın ergenler üzerinde yarattığı en büyük tahribatlardan biri “Benim neden böyle bir hayatım yok?“ tahribatı (adını tamamen göbeğimden salladım).  Dizilerdeki, animelerdeki (ki genelde hepsi lise temalıdır) liselileri gördükçe bir de kalk kız soğan doğru tarzı yaşamınıza bakınca ister istemez bir hayal kırıklığı efendime söyleyeyim bir rock grubu kurma girişimleri oluyor. Ama size bir şey söyleyeyim 20den önce yalnızca 2 yıl reşitsiniz yani o gördüğünüz hayatı yaşama girişiminiz anne terliğiyle son bulacak. Hem zaten bugün Justin Bieber’ı görmek için Amerika’ya gitme şansın bile olsa ilerde o kimdi yaa diyeceksin. Onun için arkadaşlar benim size tavsiyem o yaşlarda yapamayacağınız hayaller kurup hayallerinizi gerçekleştirebilecek yaşa geldiğinizde o yaşa dair bir hayaliniz olmadığı için evde kös kös oturmak yerine 20’den önce 20’den sonrası için hayal kurun. Hem de bir sürü. Sonra da onları birer birer gerçekleştirirsiniz ne istediğinizi tam olarak bilerek.
7-) Ciddi bir yere katıl

8-) Vücuduna aptalca bir şey yap

Bu genelde bakın bu vücut, bu hayat benim bunu artık anlayın demenin bir yolu yapacaksınız , biliyorum bari en az utanç verici olanını yapın. Sonuçta lisede sevgilisinin adını dövme yaptıranların hali ortada.
9-) Ölümüne Fangirllük
Bu size hiçbir fayda sağlamayacak ama olum çok eğlenceli ya. Büyük ihtimalle kendini senin onu sevdiğin kadar sevmeyen adamlara tapmak dünyanın en aptalca ve en eğlenceli şeyi. Mesela ben 6.sınıfta olduğum bir Hayko Cepkin konserinde Hayko’nun mavi çıtçıtlarından bir parça almıştım. Annem halıda iplik var diye elektrik süpürgesiyle çekmişti, böğürüm çıkana kadar ağladım 2016 yılında Ice Tea reklamında oynayacak bir rockçı için.... Şimdi YouTube'da filan görüyorum "X abla sana hayranım", Arinator, Lovatic gruplar filan, evet gençler çok komik görünüyorsunuz ama olsun yaşamanız ve ilerde utanmanız gereken bir komiklik bu. Üstelik MJ'nin ölümünden bu yana kendimi uğruna kesebileceğim bir şarkıcının bulunmaması da beni biraz üzgün hissettirmiyor değil.
10-) Evcil hayvan sahiplen
 Ama öyle kedi,köpek filan olmak zorunda değil. Kuş,balık,kaplumbağa gibi daha sorumluluğu altına girebileceğiniz şeyler. Küçük yaşta bir çocuk kedi, köpeğin sorumluluğunu alamadığında o zavallılar kapı dışarı ediliyor. Ama sokakta besleyebilirsiniz tabi.
 İlk evcil hayvanım bir tavşandı, Roger. Kabul ediyorum Ankara Kuş Pazarından alınan bir tavşana göre fazla iddaalı bir isim. Ama ilk ölümünü gördüğüm hayvanım canım Maviş'imdi. Daha doğrusu ölümün ne olduğunu ilk onun sayesinde öğrenmiştim. Geçen günlüklerimi karıştırırken Maviş'e yazdığım 2 günlük dolusu nolur artık geri dön mektuplarını buldum. Hiç postalanmayan, adresi hep cennet olan mektuplar. Bu durumda ebeveynler ölenin bir hayvandan çok çocuklarının arkadaşı olduğunu hatırlamalı. 
11-)Bol bol dede ve büyükanneleriniz vakit geçirin. Bir daha vaktiniz olmayabilir.
12-) Ergen olun
Ergenliği tam anlamıyla bir ergen olarak geçirdim.Ne kadar çok intihar ve evden kaçma mektubu yazdığımı tahmin bile edemezsiniz. Ortaokul yıllarım mental anlamda en çok yalnızlık çektiğim yıllardı. 12,13,14 yaşındaydım ve dışarda yepyeni bir dünya vardı. Ben bunları sınıf arkadaşlarıma anlattığımda erkekler dönüp çoğunlukla" He he sen adet oluyon mu, he he bıyıkların mı var he he " der dururdu. Bir de o yıllarda insan gerçekten dış görünüşüne çok takıyor.Çünkü o yıllarda sahip olduğunuz tek şey dış görüşünüz ,içiniz hala inşaat halinde gerçi dışınızda öyle de neyse.Benim kulaklarım kepçe ve size yemin ederim bazen kulaklarım kepçe diye ağladığım olurdu. Ama ortaokulda gerçekten çok eğlendim. Sanırım bunda o sırada alternatif rockın ve internetin patlaması da etkili. 

Lahnet olası conserveler!
 Lisede de ergenliğin verdiği ateşle tüm dünyayı değiştirebileceğimize inanırdık.Belki tüm dünya değişmedi ama kendi dünyalarımız çok değişti. Herkes, bütün hocalar bize takık sanırdık,ya hocanın umrumda mıydık acaba? Mafyayla konuşup adam dövdürtmeye çalışma, anneme arkadaşıma gidiyorum diyip gizlice bara gittiğim bir gün taksiciyi eve kadar çıkarıp anneme arkadaşımın abisi bıraktı deme, eyleme düşük bel pantolonla gitmek bir hata yapma yıllarımdı lise.

13-) Hızlı yıllarınız olsun
Arkadaki gitar.....
14-) 1 hafta boyunca ara vermeden her akşam konsere gidin
9. sınıfta tüm lise bahar şenliği konserlerine gitmiştim. Şimdi nerde o enerji.
15-) Hobi edinin
Tam 5 hobiye başlayıp yarım bıraktım çünkü ben hobileri hobi olarak yapıyorum.
16-) Aşk acısı çekin
Çünkü sevip de kavuşan bizden değildir. Birini ona şiir yazacak kadar sevdiğimiz mi, tamamdır o olmuştur. Gerçi sonrasında "Ne yazdım ya ben?" diyosunuz o ayrı.
"Ankara'ya nergis mevsimi gelince/Yağmur olur yağardın/Benim bütün şemsiyelerim delik olurdu/Ölünce yıkamamak için" arkadaşlar mesela bu benim zamanında yazdığım şiirden bir kısım ne anlatmak istiyorum, neyin peşindeyim HİÇBİR FİKRİM YOK
17-)Çok eğlenin
Arkadaşlar sizden ricam Allah aşkına çok eğlenin ya ! Ertesi günü hatırlayın ama.
18-) Hata yapın, pek çok kez
20'den sonra yaptığınız hataları hoş görmeleri çok zor olacak. Dışarda koskocaman bir dünya var.Okuyabileceğiniz ,izleyeceğiniz binlerce şey. Durum böyleyken henüz daha 20 bile değilken bir fikre saplanıp kalmayın. En iyi dinin bu olduğuna, onun dünyadaki en iyi şarkı olduğuna, et yemenin ya da vegan olmanın en iyisi olduğuna nasıl bu kadar net karar verebildin, dünyada hala bir sürü tartışma dönerken. Sen kimsin de 20 yaşında bu kadar sabit ve emin fikirlerin var onca insan hala o fikirler üzerinde araştırma yaparken sen kısacık ömründe sonuca ulaştın? Hata yapmaktan, çevrenizi sorgulamaktan korkmayın.Bir şeyleri değiştirmek için çabalayın en az bir kere gönüllülük yapın.
19-) Bir süre ailenizden uzak yaşayın
Üniversite zamanına denk gelir genelde bu. Para nasıl harcanır, nasıl tek başına hasta olunur lanet olası bulaşıklar nasıl yıkanır ve en sevdiğin gömlek nasıl yakmadan ütülenir (rip :( ) sorularına karşılık bulacaksınız, çok da iyi olacak azıcık şımarıklığınız geçer.


20-) 20.doğum gününde 30.yaşına video kaydet
Ben yaptım aslında 40ımda yollayacaktım ama o kadar kim sabreder? "Kitapta kaldığın yere ayraç koymak yarına çıkacağına sessizce umut etmektir." diye bir söz var ya benimki de o hesap bakalım o videoyu hiç görebilecek miyim.

 
           20 yaş çok kötü bir yaş çünkü sonrasında artık büyümüyorsun, yaşlanıyorsun. 17 yaşıma dönmeyi her şeyden çok isterdim ama mümkün değil maalesef. 17 yaşında birinin sana abla demesi öyle korkunç ki. Geçen biri yaşımı sordu istemsiz şekilde ağzımdan 18 çıktı. Öyle kabullenemedim,sindiremedim yani. Ama hayat devam ediyor. Yapılacak çok şey var, kadeh kaldırılacak çok şey hem de yepyeni insanlarla, yepyeni hayatlara. 
20.yaş günümde bana şu harita hediye edildi bir nevi dur gözünü seveyim depresyona girme daha her şey bitmedi demek istediler herhalde.
 Aynı sene doğduğum arkadaşlarım,tanıdıklarım,yabancılar gözlerimin önünde benle aynı yaşı göremediler. Bu yüzden ömrümün sonuna kadar tek bir sorusunun cevabını almak için yaşayacağım : "Onlar ordayken ben neden burdayım?" Hep beraber bakalım bu ömür nereye kadar gidecek .


6 Temmuz 2015 Pazartesi

BU BİR VEDA YAZISI DEĞİLDİR

   Merhabalar benim evin en küçüğü olduğu için sürekli bakkala gitmek zorunda kalmış okurlarım.Malumuzun bloga eskisi kadar yazamıyorum.Bu kafamı kurcalıyor epey zamandır.Hiçbir zaman bu blog işinin bir eğlenceden çok sorumluluğa dönüşmesini istemedim.Ben güldüğüm için yazıyorum,siz de gülün diye.İlla beni okuyun diye değil.Hayatım her zaman latin gençlik dizisi gibiydi.Ben her zaman komik yanlarını bulurdum çünkü ne kadar komik olduğun ne kadar utanç verici anın olduğuyla doğru orantılı bence.Ama bunu artık yapamadığımı anladım.Artık her şey çok ciddi.Uzunca bir zamandır komik bir anım olmadı öylesine yaptığım aptalca bi şey olmadı.Hayatım yazın başlayan saçma ama eğlenceli gençlik dizisinin İstanbul'a taşınan dert dolu kış sezonuna döndü.

     Bu uzunca zamandır komik pek bir şey yaşamadım ama başka birçok şey yaşadım.

Mesela bazılarını çok kırdım :
Bazen kalbim buz kesti :
Hatalar yaptım :
         
             Terk edildim :

 İlk deneyimlerim çoğu zaman acıyla sonuçlandı :
                                                         (İlk şalgam suyu içişim)

 Nasıl başa çıkacağımı bilmediğim engeller oldu :

                            (Komilik maceram)

Engeller karşısında bazen yolumu kaybettim :

 Bazen kendimi kaybettim :

 Zor olsa da engelleri aşmak için her yolu denedim  :

(Yurda çarşafla girmeye çalıştığım gün)
Çünkü her zaman uğruna mücadele etmem gereken bir şeyler vardı :


Evimde beni bekleyen birileri :

Bazen başardım :
Bazen başaramadım :
Ama belki de bize söylenen en büyük yalan başaramamanın kötü bir şey olduğuydu.Ben uzun bir zamandır blog işini başaramıyorum . Bu geçmeyecek bir durum değil sadece hayatımın istediğim yönde ilerlemesi biraz zaman alacak bu yüzden şunu söylemeliyim ki bu kesinlikle bir veda değil. Sadece kendim ve sizin için bu durumu netleştirmek istedim. Elbet birgün tekrar yazıcam o zamana görüşmek üzere !!!

12 Nisan 2015 Pazar

SUÇ ORTAĞI

        Yağmur deli gibi koşarak yanıma geldi.Ciğerleri adrenalinle dolu olduğundan oksijene yer kalmamıştı,hızlıca soluk veriyordu."Noldu?"dedim."Koş"dedi.Sanırım olan biteni kendi kelime dağarcığımla daha iyi anlayacağımı düşündüğü için anlatma zahmetine girmedi.Daha önce gördüğüm ama hiç girmediğim bir eve geldik hemen Gözdelerin evinin yanıydı.Gözde yerde yatan adamı gösterdi.
   En yakın arkadaşım birini öldürmüştü.Sen olsan ne yapardın,ne yapmam doğru olurdu? Beraber kıyafetler aldığın,korkularını,aşklarını,en sevdiği yemeği bildiğin kişi bir katildi.Olduğum yerde kalıp bi süre düşünmem gerekti.Yağmursa "Bana öldüğünü söylememiştin"dedi ve ağlamaya başladı.Her arkadaş grubunun bi sulugözü,bi burnu boktan çıkmayanı,bi de her şeyi toplayan soğukkanlısı vardır değil mi,o zaman ben soğukkanlı olandım ya da hepimiz artık burnu boktan çıkmayandık.Bu adam Gözde'nin ev sahibiydi ve Gözde bu eve hırsızık yapmak için girmişti.Korktuğu için yaptığını yanlışlıkla olduğunu anlattı.Önce kötü bir bir arkadaş oduğumu düşündüm çünkü benden borç isteme rahatlığını ona veremediğim için belki de bütün bunlar olmuştu.Sonra aslında onların kötü birer arkadaş olduğunu düşündüm.Şimdi ben bütün bu olanları saklasam ya da polise gitsem hep bi keşkem olacaktı.İnsan sevdiği insanı neden böyle bi işe bulaştırır?


    Ev sahibi gerçekten sinir bozucu bi adamdı.Birkaç kez onu öldürme konusunda şakalaşmıştık da.Yeni dünyalar yaratacak kadar parası vardı ama hiçbir yere harcamazdı.Hemşirelerini,eski karısını döverdi.Bir keresinden mahalleden bir kızın geceyi sevgilisinin evinde geçirdiğini öğrenip sırf kendi günahları kızınkinden farklı diye kendinde bu işe karışma hakkını görmüş ve mahalleyi birbirine katmıştı.Her açıdan pis bi adamdı ama ölmeyi hak etmek bu kadar kolay mıydı? Öte yandan arkadaşım dünyanın en iyi insanıydı ama ailesinden para isteyemeyen bir hırsız ve katildi ama kötü olmak bu kadar kolay mıydı?Yağmur eninde sonunda yakalanacağımızı söyledi.Ama belki de yakalanmazdık belki de kötü kalpli büyücülerin beceriksiz büyülerinden kurtulmayı başaranlar aslında tesadüf eseri iyiler olmuştu biz de iyi geçinenler kadar şansı olamaz mıydık? Önce bütün mirasını bağışlayacağı bi yazı çıkarıp,o soğuk parmağını bastık.Bir insanın ölümü ancak bu kadar hayırlı olabilirdi ne yazık ki ancak ölümünden sonra bu kadar yardımsever biri olabildi.Sonra başımıza gelen binbir türlü aksilikle evi yaktık.

 Gözdeyle de Yağmurla da arkadaşlığımı kestim.Onlara yardım etmeseydim bana olan güvenlerini boşa çıkaracaktım ve yine ilişkimiz bitecekti.Şimdiyse evet onlara yardım ettim ama yanlış bir yolla her ne kadar ölüm ev sahibini güzel gösteren tek kıyafet olsa da bu yanlıştı.Ölümünün pragmatikliği karşısında suçlu sayılmamamız için ona karısını dövmeyi öğreteni de, genç bir kızın dedikodusunu dinlemekten bu kadar zevk alanları da öldürmemiz gerekirdi.Bu cinayet,saklayarak birbirimize aslında en yakın arkadaşların yapabileceği en büyük kötülüğü yaptık bu yüzden de arkadaşlığımız bitti.




Selam olsun sana Raskolnikov!