13 Aralık 2016 Salı

BİR ERKEĞİ ELDE ETMENİN YOLLARI

  Merhabalar benim karşı cinsi etkilemek için çifleşme dansına kadar yolu olan okurlarım,

Ankara bugün yine annesini kaybetmiş salyalı bir çocuk gibi. Ben de dün öyleydim. Ay , dur merak mı ettin nedenini hemmen anlatayım, özledim zaten yazmayı.

Dün okuldan dönerken servisin arkasından miyavlama sesleri geldiğini duydum. Dedim şoför bey sizin araba kedi yutmuş. Açtık motoru, minnacık , pis bir yavru kedi. Şoför "Yanacakmış az daha "dedi. Başka bir şoför de , şoför olduğunu zannediyorum, tuttu kediyi ordan çıkardı. Kedi adamın elinden kaçtı hemen karşıdaki park hâlindeki arabanın altına girdi.
Bitti, mutlu son.

Böyle olması gerekmez mi? Benim yoluma o kedinin hayatına devam etmesi gerekmez mi? Öyle olmadı. Nasıl olduğunu anlamadan arkamda bir ses duydum. "Keşke hiç motordan çıkarmasaydık, araba çarptı, öldü." "Hayır, işte şu beyaz arabanın altında duruyor." dedim ve buna inandım ta ki o minik patilerine bile dolan kanı görüne kadar. O keşke çıkarmasaydıkla başlayan cümle ne çok canımı yaktı. Tanımadığım bir adamın rastgele söylediği o cümle , belki de tanıdığım tüm adamların canımı acıtmak için itinayla seçtikleri tüm cümlelerden çok canımı yaktı. Ben suçlu muydum, obur arabanın kedi yuttuğu söylediğim, belki çıkar da mama veririm diye o saklandığı beyaz arabanın yanına gittiğim için? Tabi durur muyum, bütün Tunus'un havasını içime çekecek kadar ağlamaya başladım. İnsanlar etrafıma toplandı, "Öldü, git " dediler. Gidemedim. Annemi aradım. Ne garip, insan ne kadar yetişkin olduğunu iddaa etse de acil durumlarda annesini arama ihtiyacı hissediyor. "Bin taksiye çabuk Kurtuluş Parkı'na götür" dedi, tedavi olması için. Yok dediler, öldü dediler. Hatta biri " Suriye'de bebekler böyle ölüyor" dedi. Çok sağol amca, moral verme ödülü olarak bir tencere setini hak ettin.

Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Bu kedi gibi bir anda, çok saçma. Gezmeye çıkıyorlar, hayat harika mutlu sona yakınlar ama olmuyor. Ne acı.

Psikologum haberleri izlememi yasakladı. Başkalarının birebir içinde yaşadığı durumu ben televizyondan izleyemeyecek kadar zayıfım. Ne yazık.

Psikolog demişken gizli depresyonda olduğumu düşünüyor. Yoo, bence gayette açık bir depresyon ama yine de sen bilirsin tatlı kız. Anlattığım şeyler acıklıymış ama ben komik gibi anlatıyormuşum. Eeee bu zaten en başından beri bu blogta olan şey değil mi? Asdfgj. Gülsek suç , ağlasak suç be blog efendi.

Her neyse gelelim asıl konumuza. Balık , Kraker, Tarkan ve benim histerik aşk dörtgenimize.

Arkadaşlar Tarkan bana olan hoşlantısını dünyanın en garip şekliyle belli eden bir hanzo.
Balık , hoşlaştığım, elde etmek için Youtube'daki "How to attract your crush?" başlıklı tüm videoları izlediğim beyendi.
Kraker, bff gibin bir şey ama Balık ona yanık (Üzgün surat)

Arkadaşlar balık normalde dünyanın en normal çocuğu gibiydi. Taa ki bir gün sakallarını kesene kadar. Sakalsız daha yakışıklı demek istemiyorum, sadece büyük bir değişikti onu fark etmemi sağlayan.
Biri sizi fark etsin istiyorsanız, sakal , saç kesin efenime söyleyim saç boyayın, kilo verin, alın filan.

Sonra onu elde etmek için bütün saçma salak şeyleri denedim.
1-) Dediler ki göz kontağı
60 saniye boyunca hiç gözlerimi ayırmadan bu koca gözlerimle gözlerine baktım, sonunda çocuk rahatsız oldu da içeri girdi. :(

Aynen böyle :

2-) Dediler ki yanında olduğunu hissettir
Balık bir dansçı. Tabi ki de tabi kiii dee gösterisine gittim. "ALLAHIM YÜZÜNÜ KARA ÇIKARMA" diye hatim indirdikten sonra çocuk tebrikleri kabul etmek için aşağı indi. Herkes sarılıyor filan. Benim de yanıma yürümeye başladı. "Ayy çok güzeldi, hadi görüşürüz" diyip götümü dönüp gittim. Tanrımmm neeedenn ? Onun güçlü kollarında cennetin dünya versionı ücretsiz.indir.tam indir.hemen.indir

Neyse, birgün Kraker'e Tarkan'ın yaptığı embesillikleri anlatmaya başladım. Konu bitti dedi ki balık dün gece beni aradı. Ben şöyle oldum.
Ama çok önemsemedim çünkü Balık o gece beni de aramıştı. Sonra dedi ki" Sabah bir kez daha aradı" ve imalı olarak baktı. O artık benden 1-0 öndeydi. Üstelik arkadaşımdı. Ben artık şu duruma geldim. Artık daha sıkı taktiklere ihtiyacım vardı.
3-)Dediler ki kıskandır
Balık'a Tarkan'ı anlattım belki kıskanır umuduyla sadece "Ya sen niye yüz veriyorsun ki" dedi.
Otobüste benim Tarkan'ın yanına oturmam gereken birgün ben" Olmaz öyle şey, kalk ben oturayım onun yanına " demesini beklerken, o "Ahahhaha" diye bana bakıp anıra anıra güldü.


4-)Dediler ki iltifat et
Tatlı yediği birgün " Çok güzel kaşıklıyorsun" dedim....

5-)Ortak bir şeyler paylaşın dediler
Bir dal sigara istedim.

Bu sıkı çalışmalarım neden sonuç vermiyor diye düşünürken birgün hep beraber dışarı çıktığımızda Balık'ın Kareker'e şöyle baktığını gördüm.
 Bense tabi ki böyleydim.Allah belamı versin bakışım aynen böyleydi.


Bu iki olaydan sonra vazgeçme noktama artık geldim. Sıla bebeğim okuyorsa bol selam "Sen Sezter Abagilsin , aptallık etme , sonuna kadar devam et" dedi.

Vazgeçeyim mi?
Devam edeyim mi?
Bakalım bu hikayenin sonu nasıl olacak?

26 Temmuz 2016 Salı

20 YAŞINA GİRMEDEN ÖNCE YAPILACAK 20 ŞEY

      Merhabalar benim her gece hayatını değiştirecek kararlar alıp sabah olduğunda onları yatağında bırakan Obromovlarım,
      Şimdi ben size "16 Mayıs'ta 40 yaşıma girdim bu da demek oluyor ki bu blogu yazmaya başladığımda 35 yaşındaydım!!" desem bu cümle üstüne yazı yazılabilecek pek bir şey içermez. İşte bu, yaşlanmak. Ama ben bugün size büyümekten bahsedeceğim çünkü 20 yaşına girdim ve bu da demek oluyor ki blogu açtığımda körpecik bir hey 15liydim. (ağlamalı surat)
Hayatınızın ilk 20 yılı çok büyük aşamaları kaplıyor. Bebeklik, çocukluk, ergenlik dönemi ve hatta yetişkinlik. Bu dolu yılları geçirirken biraz tavsiyeye ihtiyaç duyarsınız diye bir yapılacak listesi hazırladım tabi ki kendi deneyimlerimle. Siz bu saydıklarımın hiçbirini gerçekleştiremeseniz bile bu berbat bir hayatınız olacağı anlamına gelmiyor sadece ben yaptım ve çok eğlendim.

1-) Blog/Günlük yaz
Dediğim gibi 15 yaşından beri buraya az da olsa bir şeyler yazıyorum yazdığım an efsane iyi gibi gelse de geri dönüp okuduğumda abv sezo diyorum.

Ama asla silmiyorum çünkü geçmişteki senin sana yetersiz gelmesi aslında geliştiğinin göstergesi. Hani böyle Yetenek Sizsiniz filan izlerken televizyondaki kişi adına utanırsın kanalı filan değiştirirsin ya bana da eski yazılarımı okuyunca öyle oluyor. Ayrıca blog için değil ama günlük için şunu söyleyebilirim yazmayı öğrendiğim günden beri günlük tutuyorum. Diyelim ki bir arkadaşımı çok seviyorum o gün onu günlüğüme yazıyorum. Ama meğerse o Voldemort’un Harry’nın üstüne saldığı yılan kadar büyük bir yılanmış. Şimdi tabi bu eninde sonunda ortaya çıkıyor ve ben eski günlüklerimi okurken adeta 3.şahıs  olarak izlediğim dizilerdeki gibi tepkiler veriyorum. “Hayır açma o kapıyı“ , “Al öldün işte ben sana demiştim“, “Zaten önce hep şişman ve gözlüklü ölür“ gibi. Vallahi al eline patlamış mısır oku. Ne olduğunu, nerden geldiğini, nereye gittiğini anlamak ve hatırlamak için, kendini anlamak için en iyi yol.

2-) Arkadaşlarınla tatile git



3-)En az bir kere yaşını büyüt
Bu maddeye 18 yaşına girdikten sonra gerek kalmaz sanmıştım ama bazen ekseriyetle yaşımı büyütmeye devam ediyorum.
4-)İlk büyük savaşını agistlere karşı ver
Senden büyük olan insanlar seni yalnızca onlardan küçük olduğun için susturmaya çalışacak. Deneyimle alakalı değil bu. Senden daha az deneyimli kişiler bile belirli bir yaşı geçtikten sonra teselli hediyesi olarak  yeni yaşlarının yanında ömür boyu kullanabilecekleri çok bilmişlik paketi aldıkları için okuduğun, gördüğün onca şeyi kenara atıp “Sen büyüklerin işine karışma“ diyecek ki bu bence bir kadına yalnızca kadın olduğu için söz hakkı tanımamakla tamamen aynı şey. Ha ergen psikolojinde “Ya ben artık hayatın tüm buglarını çözdüm sen ne bilirsin ki moruk“ özgüveni maalesef ki var (bkz. 15 yaşında kitap çıkaran ergen özgüveni). Bu yüzden gidin her şeye atlayın demiyorum. Sizin de evde, okulda ülkede ne olduğunu bilmeye hakkınız var diyorum. Yeterli bilgiye, deneyime ulaştığınızda da yorum yapabilme, savunduğunuz şeyi sonuna karar savunabilme (fanatikleşmeden) ve karşınızdakinin,sizden 30 yaş büyük olsa bile, sizi saygıyla dinleme hakkına sahip olmalısınız diyorum.

5-) Çocukken geleceğinizle ilgili uçuk bir hayalin olsun


6-) Arkadaşlıklar kur (spoiler : en bitmez dediğiniz bile belki birgün bitecek)




 Arkadaşlarınız aslında hayatınızın ilerlediği yönde karşınıza çıkan diğer aynı yolun yolcuları. Bu yüzden, hayatınıza hep aynı yol üzerinden devam edemeyeceğinizden, arkadaşlarlarınız sürekli değişir durur. Örneğin sizinle aynı liseyi tercih edip sizin yolunuza dahil olan biriyle arkadaş olduğunuzda hatırlayın o sizinle ilkokulda aynı yolda değildi. Bu demektir ki hayatın başka bir döneminde de sizinle aynı yolda olmayabilir.Bazı arkadaşlıklarınızın bitmesi çok acı verecek, kabul. Ama aynı yolda birlikte yürüyemedikten sonra ne fark eder beraber olup olmadığınız? Bu yüzden aramız bozulunca "Eskiden böyle değildin, o çocuk seni çok değiştirdi" diye yakınıyoruz. Bir insanın kişiliği öyle şıp diye değişecek bir şey değil ama tercih ettiği yollar bazen karşısındakinin tek bir cümlesine bakar. Arkadaş edinmekte zorluk çeken bir sürü insan var zannımca onların bütün sorunu yanlış bir yolda olmaları. Siz de onlardan biriyseniz hayatta olduğunuz yeri verdiğiniz kararları bir sorgulayın derim.

Arkadaşlarınızla  hayaller kuracaksınız


Bazıları siz olmadan gerçekleşecek
Bak beraber yapacağız diye konuştuğunuz bazı hayalleri tek başınıza gerçekleştirmek zorunda kalacaksınız

6-) Hayal demişken hayal kur
Modern dünyanın ergenler üzerinde yarattığı en büyük tahribatlardan biri “Benim neden böyle bir hayatım yok?“ tahribatı (adını tamamen göbeğimden salladım).  Dizilerdeki, animelerdeki (ki genelde hepsi lise temalıdır) liselileri gördükçe bir de kalk kız soğan doğru tarzı yaşamınıza bakınca ister istemez bir hayal kırıklığı efendime söyleyeyim bir rock grubu kurma girişimleri oluyor. Ama size bir şey söyleyeyim 20den önce yalnızca 2 yıl reşitsiniz yani o gördüğünüz hayatı yaşama girişiminiz anne terliğiyle son bulacak. Hem zaten bugün Justin Bieber’ı görmek için Amerika’ya gitme şansın bile olsa ilerde o kimdi yaa diyeceksin. Onun için arkadaşlar benim size tavsiyem o yaşlarda yapamayacağınız hayaller kurup hayallerinizi gerçekleştirebilecek yaşa geldiğinizde o yaşa dair bir hayaliniz olmadığı için evde kös kös oturmak yerine 20’den önce 20’den sonrası için hayal kurun. Hem de bir sürü. Sonra da onları birer birer gerçekleştirirsiniz ne istediğinizi tam olarak bilerek.
7-) Ciddi bir yere katıl

8-) Vücuduna aptalca bir şey yap

Bu genelde bakın bu vücut, bu hayat benim bunu artık anlayın demenin bir yolu yapacaksınız , biliyorum bari en az utanç verici olanını yapın. Sonuçta lisede sevgilisinin adını dövme yaptıranların hali ortada.
9-) Ölümüne Fangirllük
Bu size hiçbir fayda sağlamayacak ama olum çok eğlenceli ya. Büyük ihtimalle kendini senin onu sevdiğin kadar sevmeyen adamlara tapmak dünyanın en aptalca ve en eğlenceli şeyi. Mesela ben 6.sınıfta olduğum bir Hayko Cepkin konserinde Hayko’nun mavi çıtçıtlarından bir parça almıştım. Annem halıda iplik var diye elektrik süpürgesiyle çekmişti, böğürüm çıkana kadar ağladım 2016 yılında Ice Tea reklamında oynayacak bir rockçı için.... Şimdi YouTube'da filan görüyorum "X abla sana hayranım", Arinator, Lovatic gruplar filan, evet gençler çok komik görünüyorsunuz ama olsun yaşamanız ve ilerde utanmanız gereken bir komiklik bu. Üstelik MJ'nin ölümünden bu yana kendimi uğruna kesebileceğim bir şarkıcının bulunmaması da beni biraz üzgün hissettirmiyor değil.
10-) Evcil hayvan sahiplen
 Ama öyle kedi,köpek filan olmak zorunda değil. Kuş,balık,kaplumbağa gibi daha sorumluluğu altına girebileceğiniz şeyler. Küçük yaşta bir çocuk kedi, köpeğin sorumluluğunu alamadığında o zavallılar kapı dışarı ediliyor. Ama sokakta besleyebilirsiniz tabi.
 İlk evcil hayvanım bir tavşandı, Roger. Kabul ediyorum Ankara Kuş Pazarından alınan bir tavşana göre fazla iddaalı bir isim. Ama ilk ölümünü gördüğüm hayvanım canım Maviş'imdi. Daha doğrusu ölümün ne olduğunu ilk onun sayesinde öğrenmiştim. Geçen günlüklerimi karıştırırken Maviş'e yazdığım 2 günlük dolusu nolur artık geri dön mektuplarını buldum. Hiç postalanmayan, adresi hep cennet olan mektuplar. Bu durumda ebeveynler ölenin bir hayvandan çok çocuklarının arkadaşı olduğunu hatırlamalı. 
11-)Bol bol dede ve büyükanneleriniz vakit geçirin. Bir daha vaktiniz olmayabilir.
12-) Ergen olun
Ergenliği tam anlamıyla bir ergen olarak geçirdim.Ne kadar çok intihar ve evden kaçma mektubu yazdığımı tahmin bile edemezsiniz. Ortaokul yıllarım mental anlamda en çok yalnızlık çektiğim yıllardı. 12,13,14 yaşındaydım ve dışarda yepyeni bir dünya vardı. Ben bunları sınıf arkadaşlarıma anlattığımda erkekler dönüp çoğunlukla" He he sen adet oluyon mu, he he bıyıkların mı var he he " der dururdu. Bir de o yıllarda insan gerçekten dış görünüşüne çok takıyor.Çünkü o yıllarda sahip olduğunuz tek şey dış görüşünüz ,içiniz hala inşaat halinde gerçi dışınızda öyle de neyse.Benim kulaklarım kepçe ve size yemin ederim bazen kulaklarım kepçe diye ağladığım olurdu. Ama ortaokulda gerçekten çok eğlendim. Sanırım bunda o sırada alternatif rockın ve internetin patlaması da etkili. 

Lahnet olası conserveler!
 Lisede de ergenliğin verdiği ateşle tüm dünyayı değiştirebileceğimize inanırdık.Belki tüm dünya değişmedi ama kendi dünyalarımız çok değişti. Herkes, bütün hocalar bize takık sanırdık,ya hocanın umrumda mıydık acaba? Mafyayla konuşup adam dövdürtmeye çalışma, anneme arkadaşıma gidiyorum diyip gizlice bara gittiğim bir gün taksiciyi eve kadar çıkarıp anneme arkadaşımın abisi bıraktı deme, eyleme düşük bel pantolonla gitmek bir hata yapma yıllarımdı lise.

13-) Hızlı yıllarınız olsun
Arkadaki gitar.....
14-) 1 hafta boyunca ara vermeden her akşam konsere gidin
9. sınıfta tüm lise bahar şenliği konserlerine gitmiştim. Şimdi nerde o enerji.
15-) Hobi edinin
Tam 5 hobiye başlayıp yarım bıraktım çünkü ben hobileri hobi olarak yapıyorum.
16-) Aşk acısı çekin
Çünkü sevip de kavuşan bizden değildir. Birini ona şiir yazacak kadar sevdiğimiz mi, tamamdır o olmuştur. Gerçi sonrasında "Ne yazdım ya ben?" diyosunuz o ayrı.
"Ankara'ya nergis mevsimi gelince/Yağmur olur yağardın/Benim bütün şemsiyelerim delik olurdu/Ölünce yıkamamak için" arkadaşlar mesela bu benim zamanında yazdığım şiirden bir kısım ne anlatmak istiyorum, neyin peşindeyim HİÇBİR FİKRİM YOK
17-)Çok eğlenin
Arkadaşlar sizden ricam Allah aşkına çok eğlenin ya ! Ertesi günü hatırlayın ama.
18-) Hata yapın, pek çok kez
20'den sonra yaptığınız hataları hoş görmeleri çok zor olacak. Dışarda koskocaman bir dünya var.Okuyabileceğiniz ,izleyeceğiniz binlerce şey. Durum böyleyken henüz daha 20 bile değilken bir fikre saplanıp kalmayın. En iyi dinin bu olduğuna, onun dünyadaki en iyi şarkı olduğuna, et yemenin ya da vegan olmanın en iyisi olduğuna nasıl bu kadar net karar verebildin, dünyada hala bir sürü tartışma dönerken. Sen kimsin de 20 yaşında bu kadar sabit ve emin fikirlerin var onca insan hala o fikirler üzerinde araştırma yaparken sen kısacık ömründe sonuca ulaştın? Hata yapmaktan, çevrenizi sorgulamaktan korkmayın.Bir şeyleri değiştirmek için çabalayın en az bir kere gönüllülük yapın.
19-) Bir süre ailenizden uzak yaşayın
Üniversite zamanına denk gelir genelde bu. Para nasıl harcanır, nasıl tek başına hasta olunur lanet olası bulaşıklar nasıl yıkanır ve en sevdiğin gömlek nasıl yakmadan ütülenir (rip :( ) sorularına karşılık bulacaksınız, çok da iyi olacak azıcık şımarıklığınız geçer.


20-) 20.doğum gününde 30.yaşına video kaydet
Ben yaptım aslında 40ımda yollayacaktım ama o kadar kim sabreder? "Kitapta kaldığın yere ayraç koymak yarına çıkacağına sessizce umut etmektir." diye bir söz var ya benimki de o hesap bakalım o videoyu hiç görebilecek miyim.

 
           20 yaş çok kötü bir yaş çünkü sonrasında artık büyümüyorsun, yaşlanıyorsun. 17 yaşıma dönmeyi her şeyden çok isterdim ama mümkün değil maalesef. 17 yaşında birinin sana abla demesi öyle korkunç ki. Geçen biri yaşımı sordu istemsiz şekilde ağzımdan 18 çıktı. Öyle kabullenemedim,sindiremedim yani. Ama hayat devam ediyor. Yapılacak çok şey var, kadeh kaldırılacak çok şey hem de yepyeni insanlarla, yepyeni hayatlara. 
20.yaş günümde bana şu harita hediye edildi bir nevi dur gözünü seveyim depresyona girme daha her şey bitmedi demek istediler herhalde.
 Aynı sene doğduğum arkadaşlarım,tanıdıklarım,yabancılar gözlerimin önünde benle aynı yaşı göremediler. Bu yüzden ömrümün sonuna kadar tek bir sorusunun cevabını almak için yaşayacağım : "Onlar ordayken ben neden burdayım?" Hep beraber bakalım bu ömür nereye kadar gidecek .


6 Temmuz 2015 Pazartesi

BU BİR VEDA YAZISI DEĞİLDİR

   Merhabalar benim evin en küçüğü olduğu için sürekli bakkala gitmek zorunda kalmış okurlarım.Malumuzun bloga eskisi kadar yazamıyorum.Bu kafamı kurcalıyor epey zamandır.Hiçbir zaman bu blog işinin bir eğlenceden çok sorumluluğa dönüşmesini istemedim.Ben güldüğüm için yazıyorum,siz de gülün diye.İlla beni okuyun diye değil.Hayatım her zaman latin gençlik dizisi gibiydi.Ben her zaman komik yanlarını bulurdum çünkü ne kadar komik olduğun ne kadar utanç verici anın olduğuyla doğru orantılı bence.Ama bunu artık yapamadığımı anladım.Artık her şey çok ciddi.Uzunca bir zamandır komik bir anım olmadı öylesine yaptığım aptalca bi şey olmadı.Hayatım yazın başlayan saçma ama eğlenceli gençlik dizisinin İstanbul'a taşınan dert dolu kış sezonuna döndü.

     Bu uzunca zamandır komik pek bir şey yaşamadım ama başka birçok şey yaşadım.

Mesela bazılarını çok kırdım :
Bazen kalbim buz kesti :
Hatalar yaptım :
         
             Terk edildim :

 İlk deneyimlerim çoğu zaman acıyla sonuçlandı :
                                                         (İlk şalgam suyu içişim)

 Nasıl başa çıkacağımı bilmediğim engeller oldu :

                            (Komilik maceram)

Engeller karşısında bazen yolumu kaybettim :

 Bazen kendimi kaybettim :

 Zor olsa da engelleri aşmak için her yolu denedim  :

(Yurda çarşafla girmeye çalıştığım gün)
Çünkü her zaman uğruna mücadele etmem gereken bir şeyler vardı :


Evimde beni bekleyen birileri :

Bazen başardım :
Bazen başaramadım :
Ama belki de bize söylenen en büyük yalan başaramamanın kötü bir şey olduğuydu.Ben uzun bir zamandır blog işini başaramıyorum . Bu geçmeyecek bir durum değil sadece hayatımın istediğim yönde ilerlemesi biraz zaman alacak bu yüzden şunu söylemeliyim ki bu kesinlikle bir veda değil. Sadece kendim ve sizin için bu durumu netleştirmek istedim. Elbet birgün tekrar yazıcam o zamana görüşmek üzere !!!

12 Nisan 2015 Pazar

SUÇ ORTAĞI

        Yağmur deli gibi koşarak yanıma geldi.Ciğerleri adrenalinle dolu olduğundan oksijene yer kalmamıştı,hızlıca soluk veriyordu."Noldu?"dedim."Koş"dedi.Sanırım olan biteni kendi kelime dağarcığımla daha iyi anlayacağımı düşündüğü için anlatma zahmetine girmedi.Daha önce gördüğüm ama hiç girmediğim bir eve geldik hemen Gözdelerin evinin yanıydı.Gözde yerde yatan adamı gösterdi.
   En yakın arkadaşım birini öldürmüştü.Sen olsan ne yapardın,ne yapmam doğru olurdu? Beraber kıyafetler aldığın,korkularını,aşklarını,en sevdiği yemeği bildiğin kişi bir katildi.Olduğum yerde kalıp bi süre düşünmem gerekti.Yağmursa "Bana öldüğünü söylememiştin"dedi ve ağlamaya başladı.Her arkadaş grubunun bi sulugözü,bi burnu boktan çıkmayanı,bi de her şeyi toplayan soğukkanlısı vardır değil mi,o zaman ben soğukkanlı olandım ya da hepimiz artık burnu boktan çıkmayandık.Bu adam Gözde'nin ev sahibiydi ve Gözde bu eve hırsızık yapmak için girmişti.Korktuğu için yaptığını yanlışlıkla olduğunu anlattı.Önce kötü bir bir arkadaş oduğumu düşündüm çünkü benden borç isteme rahatlığını ona veremediğim için belki de bütün bunlar olmuştu.Sonra aslında onların kötü birer arkadaş olduğunu düşündüm.Şimdi ben bütün bu olanları saklasam ya da polise gitsem hep bi keşkem olacaktı.İnsan sevdiği insanı neden böyle bi işe bulaştırır?


    Ev sahibi gerçekten sinir bozucu bi adamdı.Birkaç kez onu öldürme konusunda şakalaşmıştık da.Yeni dünyalar yaratacak kadar parası vardı ama hiçbir yere harcamazdı.Hemşirelerini,eski karısını döverdi.Bir keresinden mahalleden bir kızın geceyi sevgilisinin evinde geçirdiğini öğrenip sırf kendi günahları kızınkinden farklı diye kendinde bu işe karışma hakkını görmüş ve mahalleyi birbirine katmıştı.Her açıdan pis bi adamdı ama ölmeyi hak etmek bu kadar kolay mıydı? Öte yandan arkadaşım dünyanın en iyi insanıydı ama ailesinden para isteyemeyen bir hırsız ve katildi ama kötü olmak bu kadar kolay mıydı?Yağmur eninde sonunda yakalanacağımızı söyledi.Ama belki de yakalanmazdık belki de kötü kalpli büyücülerin beceriksiz büyülerinden kurtulmayı başaranlar aslında tesadüf eseri iyiler olmuştu biz de iyi geçinenler kadar şansı olamaz mıydık? Önce bütün mirasını bağışlayacağı bi yazı çıkarıp,o soğuk parmağını bastık.Bir insanın ölümü ancak bu kadar hayırlı olabilirdi ne yazık ki ancak ölümünden sonra bu kadar yardımsever biri olabildi.Sonra başımıza gelen binbir türlü aksilikle evi yaktık.

 Gözdeyle de Yağmurla da arkadaşlığımı kestim.Onlara yardım etmeseydim bana olan güvenlerini boşa çıkaracaktım ve yine ilişkimiz bitecekti.Şimdiyse evet onlara yardım ettim ama yanlış bir yolla her ne kadar ölüm ev sahibini güzel gösteren tek kıyafet olsa da bu yanlıştı.Ölümünün pragmatikliği karşısında suçlu sayılmamamız için ona karısını dövmeyi öğreteni de, genç bir kızın dedikodusunu dinlemekten bu kadar zevk alanları da öldürmemiz gerekirdi.Bu cinayet,saklayarak birbirimize aslında en yakın arkadaşların yapabileceği en büyük kötülüğü yaptık bu yüzden de arkadaşlığımız bitti.




Selam olsun sana Raskolnikov!

3 Ocak 2015 Cumartesi

2014'TEN GERİYE KALAN BİRKAÇ ŞEY

    

           Merhabalar benim başka şehirlerdeki kar yağışlarını görüp "Zaten bi bizim buraya yağmaz .ss " diye havaya trip atan okurlarım,
          Bu sene yılbaşı yazımı biraz değiştireyim dedim ve size 2014 yılında yaşadığım bazı olayları derledim. Buyrun bakalım ,
- Yarıyıl tatilinde dershaneyle birlikle Antalya'ya kampa gitmiştik. Baya eğlenmiştik. Bi keresinde odada garip garip danslar yaparken matematik hocamız odamızı basmıştı. Sonra diskoda sarhoş Rus tenisçiler bizim kızlara asılınca coğrafya hocamız elleriyle uzaklaşın anlamında bi işaret yapmıştı bu ince derililere bunlar da o işareti dans figürü sanıp hep birlikte yapmaya başlamışlardı. 
- Birgün Ebru'yla ( okuyasa bol selam ) telefona bi şey yapmaya gittik şimdi tam hatırlamıyorum neydi. Telefoncu çocuk öyle yakışıklı ki ben ilk görüşte aşk. Günlerce dolandık telefoncunun önünde meslek lisesi önündeki Şahin gibi. Giriş çıkış saatini her şeyi öğrendik takip edicez, tanışcaz ve ben onunla evlenicem plan tam olarak bu. Ben sabah dershaneye gelirken topuklu ayakkabılarımı bile çantama tıktım. Telefoncunun karşısındaki pidecide oturuyoruz. Çalılıklardan filan bakıyoruz sanki oturduğumuz yer pideci değil de Turist filminde Angelina'nın oturduğu cafe. İyice bi havaya girdik. Saatler geçti çocuk yok . Meğer o gün izin günüymüş. Bi daha da o cesareti bulup takip edemedik ve aşkım böylece Titanic gibi derinlere gömüldü....... Ha bu arada çocuk şimdi vine fenomeni . 
- Ygs'de kalem kutusunu açarken içindeki her şeyi yere döktüm.
-Lys'lerin birinde uyuyakaldım.
- Ebru'yla tenise yazıldık yalnız bir tenis hocamız var A-F-E-T. Çocuk bana servis atmayı öğretirken raketi kafama düşürdüm. Bakın top demiyorum raket raket!! Fiziken imkansız ya!
- Bir çocukla dışarı çıkıcam ama arkadaşlarım zerre güvenmiyor çocuğa. Dediler biz de gelicez. Böyle masum masum gizliden takip ettiler bizi. Biz de çocukla coğrafya testi çözüyoruz.Birden çantam düştü ben de dönüp aldım.Bunlar da sanmış ki onlara baktım ama göremeyince döndüm. Sonra bi tanesi beni aradı. " Merak etme arkanızdayız hep" dedi. Sorun şu ki ben o bunu söylemeden önce yanlışlıkla hoparlörü açmıştım.
- Cerenle dershaneden çıktık,yürüyoruz. Bu Türkiye yakışıklısını görmüş.  Hayır Ceren'de de Türkiye yakışıklısını tanıyacak tiki kız tipi yok neyse inandım takip ettik adamı. Ceren'le manken.avi . Adam bakkala girdi. Ceren fotoğraf çekinmek istedi işte . Adamın elinde de bi tane muz. "Bi saniye bi muzumu bırakayım" dedi. Fotoğrafta arkada cipslerin arasında bir adet muz var. 
-Ygs'den birgün önce otobüste "Yarın sınavım var dua edin ha" diye bağırdım.Beddua ettiler sanırım .ss
-Birgün Izmir caddesinde çay içip, Ebru'yu bekliyorum.Ne zaman elimi bardağa atsam tüm polisler dönüyor. Fişlenme korkusuyla apar topar kalktım kaçtım. Götün götün kaçarken  ayağım takıldı, düştüm bi de. 
-Likyalı bir vatandaşımızın kulübe şeklindeki mezarının tuvalet olmadığını ancak yanına kadar gidince fark ettim.
-Üniversite'nin ilk günü içimden avaz avaz "freeeeeddoooooommm" diye bağırdım.
-Amfideki ilk derste uyuyakaldım ve hoca gördü. 
- Kuaför gerizekalısı ellerimle büyüttüğüm solar iken arganladığım saçımı çok kısa kesti. Ağlamaktan ölmüşüm arabanın arka koltuğunda oturuyorum. Önde de Asya Türkiz'e bi kızın oğlanla yakışmadığını, oğlanın çok yakışıklı olduğunu anlatıyo.Türkiz de kız güzel mi bari dedi. Asya " Yok be kısa saçlı bir şey" dedi. Gözlerimin %75 i suyla dolu bir vaziyette "Ben burdayım" dedim. 
- Bu sene beni çok değiştiren bir olay oldu. Gerçekten hayatımda bir dönüm noktası. Olay böyle çok "wow"lık değil ama tepkilerim baya wowlıktı. Hiçbir zaman entrika çevirecek bi zekam olması maalesef. O çok ayrı bi meziyet. Ben direkt bi tane oturttum. Bunu iyi bir şey diye yazmıyorum. Geçmişten beri öfke problemlerim var zaten. Benle ilgili bir diğer problemse paylaşmayı çok sevmem. Sabah kapımın önünde bir kedi görsem akşama kadar Almanya'daki üvey balığım bile duyar. 
Bu olay yaşandığında zaten Lys'ye , her şeyin bitmesine 1 ay vardı. Kavga çıkarmam hatta birine anlatmam bile olayı büyütecek ve onlarla beraber beni de yakacaktı. Hayatımda ilk kez yanmaktan korktum. Çünkü zaten çok zayıftım ,zaten stres altındaydım.Bağışıklığım kafayı yedi 2 günde bir kusuyordum. Hiç kimseye anlatmadım. Çenemi nasıl tuttum hala inanamıyorum. Benim birinden intikam almamam hatta onun hakkında dedikodu bile yapmamam önceden bana söylense asla inanamazdım. Bu kısa vadede bana iyi şeyler kattı. Sabretmeyi öğretti. Ama uzun vadede öyle olmadı. Hani Otomatik Portakal'da Alex kötülük yapmamayı öğreniyor ama aynı zamanda artık kötülüğe de karşı koyamaz hale geliyor ya , ben de öyle oldum. Kimseye ses çıkaramaz içime atar hale geldim. Umarım tez zamanda beni çileden çıkaracak biriyle karşılaşırım da eski halime dönerim . Zaten sanırım çok uzun süre içime attım. Şu sıralar rüyalarımda olayın kahramanlarına "Hiçbirinize hakkımı helal etmiyorum"diye bağırıyorum. Onlar da gülüyor. 

"Erkekçe olsun isterim dostluk da ,düşmanlık da
Hiçbiri olmaz halbuki"

      Yeni yılın size çok çok çok güzellikler getirmesini diliyorum. Ne yaşarsanız yaşasın vazgeçmeyin, üzülmeyin. Hep gelecekteki mutlu hâlinizin size el salladığını düşünün. 
Ben inanıyorum ki iyi insanları yalnızca iyi insanlar bulur onun için "Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder… sevilmeyenler ve anormal olanlar" 


 

22 Eylül 2014 Pazartesi

YURTTAN HABERLER

 

      Ani hava değişimlerine ayak uyduramayıp parmak arası terliği çorapla giyen canım okurlarım,
Size bu yazıyı yurt odamdan yazıyorum. Şişlenme korkusundan arada sağımı solumu kontrol ediyorum o ayrı . Annem de bugün birkaç temiz çamaşır getirmiş filan. Geceleri duvarda olan bağlamamı çalıyorum. Şaka lan şaka çok eğleniyoruz burda.Biraz önce de çok ses yapıyoruz diye uyarmaya geldiler. Tek sorun bizim odanın git gide bi "maclaren's bar " a dönüşmesi ve ateistleri imana getirecek bi potansiyele sahip olması.
     Geçen odaya reçel aldık zorluyoruz zorluyoruz açılmıyor.Her şeyi denedik sonra Seda -okuyosa selam olsun- "Bi dakika önce bismillah dicem dedi" dedi ve kavanoz şak diye açıldı.


   

       Oda kalabalık 5 kız yatağımda oturuyoruz cinlerden perilerden konuştuk. Herkes dağıldı oda arkadaşlarımla kaldık. Ben yavaştan tırstım tuvalete filan tek gidemedim çünkü o sırada gözlüklerim vardı ve odada olan iki arkadaşım da çok zayıftı . Düşünsene "şişman ve gözlüklü" öldürülecek ilk kişi!  Bi arkadaşım twitterda gezinirken "yaşanmış 10 cin hikayesi" diye bi şey gördü. Ben iyice korktum öyle korktum ki instagramda paylaşılan duayı ne duası olduğuna bakmadan okudum -bütün müslümanların yaptığı gibi- duanın altında "Cin çağırma duası okudunuz ,iyi geceler " yazıyordu . O gece 2 gece lambasıyla uyudum.

   
Bir keresinde de gargarayla odaya girdim yanımda oda arkadaşım uyuyordu çığlık attı. Diğerine döndüm "Bi şey mi dedi " dedim. "Yoo" dedi. Allahım kafayı yiyorum filan dedim. Sonra arkadaşım  çığlık atmaya devam etti bu sefer diğeri de duydu. Başını da yatağın kenarına vurdu. Elimdeki gargarayı var gücümle attım mehter marşıyla "Savulun bre melunlar ,Allah Allah Allah " diyerek rüyalar alemine daldık. Şimdi böyle anlatınca leyla ile mecnundan bi sahne gibi oldu. Neyse işte kız sakinleşti her şey normal ama yüzünü açmıyor. İçten içe tırsıyorum yüzünü açınca ne çıkacak diye.Öyle iri bi vücudum var ki korkuyorum dicem ama kalıbımdan utanıyorum. O sırada diğer arkadaşım hastaydı bir diğeri şeker testi yaptıracaktı ve benim o gece ki google geçmişim şöyleydi :
 Zencefilli limonlu karışım
Ayetel kürsi
Nasr suresi
Şeker tahlilinde su içilir mi

    Ve tabi ki odada gizlice kedi besledik.Kedi miyavlayınca kahkaha atma,öksürme geyiğini yaşadık. Ankaralı bir kedi olarak ismi tabi ki "Diren" .
İşin heyecanlı tarafı kedinin geldiği gecenin ertesinde odanın ilaçlanacak olmasıydı.
 
Biraz kendimden bahsetmek gerekirse artık düştüğümde kalkacak gücü kendimde bulamıyorum hatta hiç düşemeyecekmişim de ömrümün sonuna kadar aynı noktada dikilecekmişim gibi geliyor. Dün yaptıklarım bugün beni tatmin etmiyor çünkü hayat giyeceğin elbise için ağda yaptıktan sonra pantolon giymeye karar vermek gibi. Bir şeye çok acı çekerek ulaşıyorsun , hevesin kaçıyor.  Onun için bir şeyi çok istemekten korkuyorum biliyorum ki istediğim şey er ya da geç benim olur ama hevesim kaçar ve ben sadece vakit kaybettiğimle kalırım.
  Herkese yeni eğitim hayatlarında ya da yeni hayatlarında mutluluklar diliyorum . I tell you to enjoy life I wish I could but its too late .