Apar topar hazırlandık.Ne bileyim bir an önce geldiler.İnsan bir arar geldik diye,neyse.Doluştuk 5 kişilik arabaya 8 kişi gidiyoruz.Annem yok.Ben,Elçin,Elçin'in 3 kuzeni ve benim 3 arkadaşım.Giydirdiler bana da bikiniyi denize gidiyoruz sandım.Neymiş efendim parasailing!Ben vakti zamanında lunaparktaki tırtıla binince ağlamış insanım hadi bunu geçtim evin alarmı birden bire çalınca korkudan ağlamış,lensleri bozulmasın diye lenslerini çıkarıp ağlamaya devam etmiş bir insanım.Neyime benim parasailing.Ama korkumu gizledim.Oyunbozanlık yapmamak ya da utandığımı belli etmemek için susmadım.Elçin istemişti gelmemizi ve onun sakladığı korkular karşısında benimki bir hiçti.
Neyse şimdi 8 kişi aynı anda olmuyor tabi.Bekliyoruz.Bekledikçe korkum iyice artıyordu buna rağmen güneş kremim yanımda mı yaaee diye bakmadan da edemiyordum.Her neyse her şey havalanana kadarmış.Yukardayım bütün o çirkinliklerden uzakta.Bir taraftan da bakıyorum Elçinler aşağıda denize girmişler.Bütün çevreyi süzdükten sonra işler yine korkutucu olmaya başladı.O çirkinlikler diyarına hasret kalmış,hatta muhtaç olmuştum.Birkaç derin nefes aldım.Deniz kokusu.Neyse ki gökyüzünde petrol yok dedim.Hırslardan,insanlardan ve paradan uzak bir yerdi çünkü.Yavaş yavaş indim.Yüzdüm Elçinlere kadar.Bacaklarımın titrediğini hissediyordum buna rağmen yüzüyordum.Gördüklerimizi anlattık birbirimize;çünkü uzun süre boyunca gördüğümüz en güzel şey olacaktı gökyüzü.Diğerleri güneşlenmeye gitti.Bir de acıklamışlar mı ne.Elçinle konuşmaya başladık.İyi olduğundan filan bahsetti.İyi değildi.Hiç korkmadığından ve bu da doğru değildi.Birkaç kahkahadan sonra o an gelmişti.O kadar istemiyordum ki o anın gelmesini gözümü kapattım adeta göz kapaklarımla ittim zamanı ama olmadı.Gözlerimi açtığımda boğuluyordu.İnkar etmek hiçbir işe yaramazdı,ağlamak da.Sımsıkı tuttum.Başı havada kalmalıydı.Burnuma kadar sudaydım bu sefer ayaklarımla kaderi ittim.
Yapacak hiçbir şey yoktu.Yemin ederim bütün gücüm bu kadardı,yemin ederim.Havadayken masum görünen doğa da bana karşıydı.O sakin deniz, rüzgar düşman kesilmişlerdi bana.Elçin'i koltukaltlarından sıkıca kavramıştım.Hissedebiliyordum artık nefes almıyordu ama henüz her şey bitmiş değildi.Hepimiz ölceğimizi biliyoruz ama bu hayatımızı pek değiştirmiyor değil mi?Bir doktorun arkadaşınızın yakın zamanda öleceğini söylemesi de pek bir şeyi değiştirmiyor.Umut yaşamak için bir sebep ama yaşatmak için değil maalesef.O sırada Zehra ve Tuna bizi gördü.Allah'ım o nasıl bir bağırıştı nasıl bir koşuş.Diğerleri yere oturmuşlardı.Tuna bütün gücüyle Elçin'i üstümden aldı.Zehra beni sudan çıkardı.Kulaklarımın içinde su vardı ve biri kumun üstündeydi.Su kustum.Tuzlu ve ölüm kokan.Sonrası yok.Kendime geldim,gelmek istemedim.Çığlık attım,korkumu saklamadım.Üzüntüm hala içimde.Elçin de korkusunu saklamadı üzüntü de yok onun içinde.
Abilerine,ablalarına su getirmeyince yastık yiyen kardeşlerin,annesinden su isteyince 'Kalk kendin al' nidaları duyan evlatların,su istemek için filmin en heyecanlı anını bekleyen ebeveynlerin,yüz yıl sonra da 'Bana bi' su getir' diyebilmek için çalışan dünya dostlarının,bir kap suyu sokak canlarından esirgemeyen kalplerin,'Çöpü at da gel', 'Kalk kapıya bak' cümleleriyle yarışacak bir cümle arayanların adresi : banabisugetir
2 Kasım 2012 Cuma
13 Ekim 2012 Cumartesi
PEK BİR GEREKSİZ YAZI
Bugün benden hiç şebeklik beklemeyin,moralim çok bozuk.
Bi isyan etme isteği var içimde.Ama yazmadığım bu süre içinde hep böyle depresif takılmıyordum bugün depresifliğin dibine vurdum.
Neyse.Bu blog işi de zormuş vesselam.Her zaman hayatın yaşanmaya ve yazılmaya değer olabileceğini düşünmen gerek.
Bugün biraz şu sıralar neler düşünüyorum anlatayım:
-Kışın yaklaşmasından nefret ediyorum.Ayaklarım hep buz gibi,ellerimde öyle.Isınmak için birilerine sokulmam gerek.Hoş bazı insanlar bunu her mevsim yapıyor.Kısacası kış benim için acizlik mevsimi.
-Sonbaharda olmamızı çok seviyorum.Nar,ayva,kestane.Cennetin 3 hurisi.
-Her mevsim çizme giymek istiyorum.
-Boğazı kapalı kıyafetler giyemiyorum mümkünse omuz başımda görünsün.
-Eğer biri gelip bana bize bir türkçe şarkı söyle derse 20 dakika şarkı bulmaya çalışıyorum.Yazarken utandım.
-Çene piercingi için yıllardır mücadele vermeme rağmen o kadar da güzel durmadığını fark ettim.
-Alaca karanlığın ve her haldenin ayrı yazıldığını öğrendim.
-Şeftalili ice teanın kral olduğunu bir kez daha anladım.
-Sürprizlerden nefret ediyorum.
-Yemek yemeyi çok sevmeme rağmen yalnızca doymak için yemek yediğimi fark ettim.
-Felsefenin reklam kokan bir hareket olduğunu gerçekte bilimin poposunu kokladığını fark ettim.
-Saçımı kestirdiğime pişman oldum.
-Bilime inanmadığımı anladım.
-Hayatımda ilk kez kitaplar gözüme bu kadar pahalı geldi.Okumak istiyorum amma o parayla iskender yiyorum.
-Kimyondan nefret ediyorum.
-Hayvanlarının tırmık ve ısırıklarından birgün kuduz olucam.
-Rekabet aptalca geliyor.
-Alex'in gitmesi,Michael Jackson'ın ölmesi gibi olaylara üzüldükten sonra içinde bir boşluk kalıyor ,elinden hiçbir şeyin gelmeyeceğini ama bunun haksızlık olduğunu biliyorsun ya,işte o duygudan nefret ediyorum!
-4.sınıftayken ailem günlüğümü okumasın diye 'Sezgice'isimli bir alfabe geliştirip günlüğümü öyle yazmıştım.Okulda da aynı alfabeyi kullandığımı öğretmenim fark edince bir daha kullanmadım.1-2 güne günlüğümün resmini koyarım buraya.
-8 yaşındayken anneme sinirlendiğim bir gün banyonun kapısına yumruk atıp kırmıştım .
-7 yaşındayken 'Sevgi Okulu' diye illegal bir kurum kurup,mahalledeki çocuklara ders veriyordum.Onunda boyama kalemleriyle yazılmış evraklarını koyarım buraya.
-Aaa dün Yalan Dünya'yı izliyordum.Eylem'i görünce Orçun anneannesinin'Kızım kafanı duvara vurmuşsun alnına çivi girmiş'lafına saatlerce anıra anıra güldüm.Çağatay'ın kedisiyle dansından sonra o dizide en çok güldüğüm şey oldu.
Aman falan fişman hiç keyfim yok bea.Allah'a dua ediyorum ben böyle hissederken alsın canımı gözüm hiç arkada kalmaz.
En fena olanı ne biliyor musunuz? Bi yazın tanıştığım harikota insanlara bakıyorum bir de şimdikilere.Formel bilimlerle ilgili hiçbir şey beni mutlu etmiyor.(Fotoğrafları çeviremedim kusura bakmayın]
Bi isyan etme isteği var içimde.Ama yazmadığım bu süre içinde hep böyle depresif takılmıyordum bugün depresifliğin dibine vurdum.
Neyse.Bu blog işi de zormuş vesselam.Her zaman hayatın yaşanmaya ve yazılmaya değer olabileceğini düşünmen gerek.
Bugün biraz şu sıralar neler düşünüyorum anlatayım:
-Kışın yaklaşmasından nefret ediyorum.Ayaklarım hep buz gibi,ellerimde öyle.Isınmak için birilerine sokulmam gerek.Hoş bazı insanlar bunu her mevsim yapıyor.Kısacası kış benim için acizlik mevsimi.
-Sonbaharda olmamızı çok seviyorum.Nar,ayva,kestane.Cennetin 3 hurisi.
-Her mevsim çizme giymek istiyorum.
-Boğazı kapalı kıyafetler giyemiyorum mümkünse omuz başımda görünsün.
-Eğer biri gelip bana bize bir türkçe şarkı söyle derse 20 dakika şarkı bulmaya çalışıyorum.Yazarken utandım.
-Çene piercingi için yıllardır mücadele vermeme rağmen o kadar da güzel durmadığını fark ettim.
-Alaca karanlığın ve her haldenin ayrı yazıldığını öğrendim.
-Şeftalili ice teanın kral olduğunu bir kez daha anladım.
-Sürprizlerden nefret ediyorum.
-Yemek yemeyi çok sevmeme rağmen yalnızca doymak için yemek yediğimi fark ettim.
-Felsefenin reklam kokan bir hareket olduğunu gerçekte bilimin poposunu kokladığını fark ettim.
-Saçımı kestirdiğime pişman oldum.
-Bilime inanmadığımı anladım.
-Hayatımda ilk kez kitaplar gözüme bu kadar pahalı geldi.Okumak istiyorum amma o parayla iskender yiyorum.
-Kimyondan nefret ediyorum.
-Hayvanlarının tırmık ve ısırıklarından birgün kuduz olucam.
-Rekabet aptalca geliyor.
-Alex'in gitmesi,Michael Jackson'ın ölmesi gibi olaylara üzüldükten sonra içinde bir boşluk kalıyor ,elinden hiçbir şeyin gelmeyeceğini ama bunun haksızlık olduğunu biliyorsun ya,işte o duygudan nefret ediyorum!
-4.sınıftayken ailem günlüğümü okumasın diye 'Sezgice'isimli bir alfabe geliştirip günlüğümü öyle yazmıştım.Okulda da aynı alfabeyi kullandığımı öğretmenim fark edince bir daha kullanmadım.1-2 güne günlüğümün resmini koyarım buraya.
-8 yaşındayken anneme sinirlendiğim bir gün banyonun kapısına yumruk atıp kırmıştım .
-7 yaşındayken 'Sevgi Okulu' diye illegal bir kurum kurup,mahalledeki çocuklara ders veriyordum.Onunda boyama kalemleriyle yazılmış evraklarını koyarım buraya.
-Aaa dün Yalan Dünya'yı izliyordum.Eylem'i görünce Orçun anneannesinin'Kızım kafanı duvara vurmuşsun alnına çivi girmiş'lafına saatlerce anıra anıra güldüm.Çağatay'ın kedisiyle dansından sonra o dizide en çok güldüğüm şey oldu.
Aman falan fişman hiç keyfim yok bea.Allah'a dua ediyorum ben böyle hissederken alsın canımı gözüm hiç arkada kalmaz.
En fena olanı ne biliyor musunuz? Bi yazın tanıştığım harikota insanlara bakıyorum bir de şimdikilere.Formel bilimlerle ilgili hiçbir şey beni mutlu etmiyor.(Fotoğrafları çeviremedim kusura bakmayın]
31 Ağustos 2012 Cuma
ARABANIN TEKERİ İSTANBUL'UN ŞEKERİ
Merhabalar benim balıklama daldığını zannedip ayaklarını suyun dışında çırpan Michael Phelpslerim.
twitter da görüldüğü üzere tatildeydim.Patenti bana ait olan bir geleneğim var efendim.Bayram günü alınan çikolatanın jelatini ne renkse o renk oje sürerim.Bu sene evde olmadığımdan olamadı.Bu bayram İstanbul'daydım.Başımdan 2 aylık Active English geçtiğinden tatile çıkalım dedik.
İstanbul'a her gittiğimde 'Seni yenicem İstanbul' lafıyla birlikte 'Bu kez Topkapı Sarayını bitiricem'diyorum.Nitekim ikisi de hiç gerçekleşmiyor.Bununla ilgili bir rezilliğim var.Zaten hayatımdan eksik olmayan şeyler bi rezilliklerim bi de mayomun içindeki taşlar.
Şimdi İstanbul kalabalık yer.En aptalı bile bi şey söylese birileri dönüp bakıyor.Zannımca müzik piyasasının bu denli kötü olmasının sebebi bu. Dediğim gibi kim konuşsa bakıyorsun.Bu sefer karşıda kaldık bi Ankaralı olarak bu kadar vapur yolculuğuna alışkın değilim haliyle.Vapur satıcıları var ya .Kim gelse merakla gözlerim parlaya parlaya dinliyorum.
Kanlıca yoğurdu limon suyu sıkan o garip alet hepsinden aldım.Hey bayım bakar mısınız ben almak istiyorum evet benn bayım bayım modundaydım hep.Çok ilginç geldi napıyım.
Şimdi yolda bi kadın bayılmış.Ben de koşa koşa gittim.Attıra attıra.Alla Alla sanki banane.Yemin ederim kendimi 40 yaş büyümüş hissettim.Dedim'Aaa kalk canım sıcaktandır bişii yok '.Yanımdaki adam döndü'Bu havalarda olur nem de var ya.'Aaa tabi tabi' .Bi Hikmet Gül havam var ki.Aman aman sormayın.
Bir de size bir hayalkırıklığımı anlatayım.Şimdi Yeraltı Sarnacındayız.Medusa kafası filan diyorlar ben de aşığım mitolojiye Medusa ya da bayılırım.Gittim baktım heykelmiş.Eee ne bekliyordun filan demeyin gerçekten kafası sanmıştım.Bir kere de babaannem beni camiiye götürmüştü Sakal-ı Şerif i görmeye ben de bütün sakal sanmıştım da birkaç kıl görünce şaşırmıştım aynen ona döndü.
Geldim esas rezilliğime.Topkapı Sarayı terasındayız.Fotoğraf çekinelim dedik her taraf turist.Bulduk bi ara adamın biri bana el kol yapıyor.Hani şimdi ben 2 ay ingilizce öğrendim ya hani evde bbc hep açık ya.Adamın ne dediğini anlamadım el kolundan ne anlatmak istediğini anladım.'Verin ben çekeyim.' Ben de özgüvenli bir şekilde 'No no no thank'dediiiimmmm.!Tekil yaptımmmmm.Bütün bir bayram her dakika hatırlatıldı bu bana.
Neyse ki Antalya da öcümü aldım.Şimdi mantı yaptık biz.Yardımcı kadın da fırına attı kuruması için.
Ablam bana döndü ve dedi ki 'Banabisugetir ben hiç fırında mantı yemedim sen yedin mi?'
twitter da görüldüğü üzere tatildeydim.Patenti bana ait olan bir geleneğim var efendim.Bayram günü alınan çikolatanın jelatini ne renkse o renk oje sürerim.Bu sene evde olmadığımdan olamadı.Bu bayram İstanbul'daydım.Başımdan 2 aylık Active English geçtiğinden tatile çıkalım dedik.
İstanbul'a her gittiğimde 'Seni yenicem İstanbul' lafıyla birlikte 'Bu kez Topkapı Sarayını bitiricem'diyorum.Nitekim ikisi de hiç gerçekleşmiyor.Bununla ilgili bir rezilliğim var.Zaten hayatımdan eksik olmayan şeyler bi rezilliklerim bi de mayomun içindeki taşlar.
Şimdi İstanbul kalabalık yer.En aptalı bile bi şey söylese birileri dönüp bakıyor.Zannımca müzik piyasasının bu denli kötü olmasının sebebi bu. Dediğim gibi kim konuşsa bakıyorsun.Bu sefer karşıda kaldık bi Ankaralı olarak bu kadar vapur yolculuğuna alışkın değilim haliyle.Vapur satıcıları var ya .Kim gelse merakla gözlerim parlaya parlaya dinliyorum.
Şimdi yolda bi kadın bayılmış.Ben de koşa koşa gittim.Attıra attıra.Alla Alla sanki banane.Yemin ederim kendimi 40 yaş büyümüş hissettim.Dedim'Aaa kalk canım sıcaktandır bişii yok '.Yanımdaki adam döndü'Bu havalarda olur nem de var ya.'Aaa tabi tabi' .Bi Hikmet Gül havam var ki.Aman aman sormayın.
Bir de size bir hayalkırıklığımı anlatayım.Şimdi Yeraltı Sarnacındayız.Medusa kafası filan diyorlar ben de aşığım mitolojiye Medusa ya da bayılırım.Gittim baktım heykelmiş.Eee ne bekliyordun filan demeyin gerçekten kafası sanmıştım.Bir kere de babaannem beni camiiye götürmüştü Sakal-ı Şerif i görmeye ben de bütün sakal sanmıştım da birkaç kıl görünce şaşırmıştım aynen ona döndü.
Geldim esas rezilliğime.Topkapı Sarayı terasındayız.Fotoğraf çekinelim dedik her taraf turist.Bulduk bi ara adamın biri bana el kol yapıyor.Hani şimdi ben 2 ay ingilizce öğrendim ya hani evde bbc hep açık ya.Adamın ne dediğini anlamadım el kolundan ne anlatmak istediğini anladım.'Verin ben çekeyim.' Ben de özgüvenli bir şekilde 'No no no thank'dediiiimmmm.!Tekil yaptımmmmm.Bütün bir bayram her dakika hatırlatıldı bu bana.
Neyse ki Antalya da öcümü aldım.Şimdi mantı yaptık biz.Yardımcı kadın da fırına attı kuruması için.
Ablam bana döndü ve dedi ki 'Banabisugetir ben hiç fırında mantı yemedim sen yedin mi?'
29 Temmuz 2012 Pazar
YARDIM!!!
Bayrama kadar post girer miyim bilmiyorum ama şunu hemen araya sıkıştırmak istedim.Aranızda Amerika'ya giden,gitmiş kadar olan, eltimin oğlu orada yaşıyor diyen,Google Earth'den bakan,'Ben Nirvana dinliyorum olmaz mı?' diyen,tur şirketlerinde çalışan arkadaşlar varsa bana Batı Amerika turları hakkında bilgi verebilir mi?
En küçük önerinize bile açığım fsezgia@gmail.com dan ulaşabilirsiniz Ramazan'da yardımlarınızı benden esirgemeyin diyor ve sizi bir zaman tünelinde bırakıp çıkıyorum
En küçük önerinize bile açığım fsezgia@gmail.com dan ulaşabilirsiniz Ramazan'da yardımlarınızı benden esirgemeyin diyor ve sizi bir zaman tünelinde bırakıp çıkıyorum
17 Temmuz 2012 Salı
BANA ASIK SURATLI DİYENE ORTA PARMAĞIMI GÖSTERİYORUM
Merhaba benim eve ilk kez internet bağlandığında ilk iş ismini Google'da arayan ama umduğunu bulamayan ve o günkü gibi masum kalan okurlarım.
Keyfim çok yerinde üstelik şimdi hayatım daha zor.Hayatınızdan bazı köstekleri çıkardınız mı zorluklar bile tatlı geliyor.Aslında bu yaz değişik değişik insanlar tanıdığımdan size bir ırk rehberi hazırlayacaktım.Ama insanları sınıflandırmaya ben dahil 6 milyar 973 insanın hakkı olmadığını düşünerek vazgeçtim.
Her neyse gelelim konumuza.Ben çoğunlukla asık suratlı bir insanım yani bu da böyle bilinsin.Asık suratlı dediysem öküz gibi anıra anıra gülerim o ayrı.Kaç insan bir problem mi var niye öyle baktın dedi tahmin edemezsiniz.Neden asık suratlıyım bilmiyorum zannedersem ergenliğin ilk yıllarında oynadığımız gothic barbielicikten ötürü.Son zamanlarda bu fazlaca gündeme gelince değişme kararı aldım.Güler yüzlü olma serüvenimi hep birlikte görelim şimdi:
1.gün:Bugün bana kırmızı ve mavi haplar arasında tercih yapmam gerektiğini söylediler.Bilemiyorum :s :s
2.gün:Bugün gülerken belirginleşek elmacık kemiklerim için allık aldık. Not:İlk defa elmacık kemiklerimi gördüm.
3.gün:Dünden beri gülüyorum.
4.gün:Bugün serbest günümüz o kadar süredir gülüyorum ki gülmeyi kesince yanaklarım ve alt dudağım sarktı.Artık başka çare yok hep gülücem.
Evet efendim böyle zorlu aşamaları geçtikten sonra ilk kez gün ışığına çıktım.Otobüste bir kadınla konuştuk,gelecek planlarımızdan filan bahsettik.Sonra uzun süredir tanıdığım ama bir türlü konuşamadığım insanlarla arkadaş oldum.Bana bakmaz dediğim oğlanlar birden bire bana merhaba dedi ve ben tabi ki arkama baktım.Eve dönüşte otobüsçü benden para almadı.Mahallede yürüyorum herkes merhaba merhaba filan diyor,güneş üstümde parlıyor,havalandırmanın üstünden geçerken eteğim uçuyor...
Ben böyle günden güne Guy Fawkes maskesiyle VJ Bülent arasında bir şeye dönüşmeye başladım.E zaten saç da aynı.
Ama her baharın bir kışı var tabi ki.Şimdi uzun süre gülünce insan pozitif olmaya başlıyor biliyon mu?Adamın biri otobüste yerimi kapıyor,kantinde herkes önüme geçiyor,restoranlarda kendi yemeği kendim servis ediyorum filan ama hiç gıkım çıkmıyor.
Vardır ya öyle her şeye gülen salak kızlar ağızlarına bi tane patlatmak istersin ha işte onlardan oldum.Bu da yetmezmiş gibi rujlarım hemen biter oldu.
Blog adımı pişmiş kelle yapmayı bile düşündüm yapıştı resmen bu surat.Ha Evil Spiderman gibi.
Neyse 6 saatlik Akasya Durağı maratonundan sonra gülme isteğimi yitirdim.Şimdi yalnızca internetteki şişman hayvanlara gülüyorum.
Eveeeettt günün atasözü şu ; alışmadık götte don durmaz.
Her neyse gelelim konumuza.Ben çoğunlukla asık suratlı bir insanım yani bu da böyle bilinsin.Asık suratlı dediysem öküz gibi anıra anıra gülerim o ayrı.Kaç insan bir problem mi var niye öyle baktın dedi tahmin edemezsiniz.Neden asık suratlıyım bilmiyorum zannedersem ergenliğin ilk yıllarında oynadığımız gothic barbielicikten ötürü.Son zamanlarda bu fazlaca gündeme gelince değişme kararı aldım.Güler yüzlü olma serüvenimi hep birlikte görelim şimdi:
1.gün:Bugün bana kırmızı ve mavi haplar arasında tercih yapmam gerektiğini söylediler.Bilemiyorum :s :s
2.gün:Bugün gülerken belirginleşek elmacık kemiklerim için allık aldık. Not:İlk defa elmacık kemiklerimi gördüm.
3.gün:Dünden beri gülüyorum.
4.gün:Bugün serbest günümüz o kadar süredir gülüyorum ki gülmeyi kesince yanaklarım ve alt dudağım sarktı.Artık başka çare yok hep gülücem.
Evet efendim böyle zorlu aşamaları geçtikten sonra ilk kez gün ışığına çıktım.Otobüste bir kadınla konuştuk,gelecek planlarımızdan filan bahsettik.Sonra uzun süredir tanıdığım ama bir türlü konuşamadığım insanlarla arkadaş oldum.Bana bakmaz dediğim oğlanlar birden bire bana merhaba dedi ve ben tabi ki arkama baktım.Eve dönüşte otobüsçü benden para almadı.Mahallede yürüyorum herkes merhaba merhaba filan diyor,güneş üstümde parlıyor,havalandırmanın üstünden geçerken eteğim uçuyor...
Ben böyle günden güne Guy Fawkes maskesiyle VJ Bülent arasında bir şeye dönüşmeye başladım.E zaten saç da aynı.
Ama her baharın bir kışı var tabi ki.Şimdi uzun süre gülünce insan pozitif olmaya başlıyor biliyon mu?Adamın biri otobüste yerimi kapıyor,kantinde herkes önüme geçiyor,restoranlarda kendi yemeği kendim servis ediyorum filan ama hiç gıkım çıkmıyor.
Vardır ya öyle her şeye gülen salak kızlar ağızlarına bi tane patlatmak istersin ha işte onlardan oldum.Bu da yetmezmiş gibi rujlarım hemen biter oldu.
Blog adımı pişmiş kelle yapmayı bile düşündüm yapıştı resmen bu surat.Ha Evil Spiderman gibi.
Neyse 6 saatlik Akasya Durağı maratonundan sonra gülme isteğimi yitirdim.Şimdi yalnızca internetteki şişman hayvanlara gülüyorum.
Eveeeettt günün atasözü şu ; alışmadık götte don durmaz.
28 Haziran 2012 Perşembe
BİR ŞİŞMANIN OT DENEYİMİ
Aklıma gelmişken size şunu da bir anlatayım
Geçenlerde bir zayıflama çayı aldım.Hani şu cinnemalı olandan.Yalnız -her Türk gibi -zayıflamaya niyet ettim ama spor yok boğazını kısma yok bütün umudum çayda.Neyse işte ilk 1 hafta 2 kilo verdim yine de.Geçen hafta bi arkadaşımla buluştuk.Konu döndü dolaştı dedesinin sigara sarmasına geldi.İşte çarşafı varmış sarma makinesi varmış falan filan.
Eve geldim anlatıyorum işte babaanneme şöyle kilo vericem böyle kilo vericem.Hani çok şişman da değilim zorlamasam bu yaz sıcağında terden bile veririm ama hep show tv nin suçu.Sabahtan akşama kadar Nebahat Çehre yi gösteriyor filan sinir ediyor adamı.
Uzanmıştım.Şeytan sinsi sinsi yanaştı bana.Anaaa dedim sigara kilo verdiriyor yaaa.
Tabi ki sigaraya başlamadım.Sigaraymış otmuş hiç işim olmaz yani hiç merakım yoktur o konularda ama işte ampul kafada bir kez yandı.Gittim Almanca defterimden yırttığım A4 kağıdının içine zayıflama çayımı koydum annemin yaprak sarma makinesiyle bi güzel sardım.Kestim,kırptım,yaktım.Güya içince çay daha hızlı etki edecek.Yemin ederim tıbbın sınırlarını zorluyorum.
Çektim bi tane.'Eee bi şey olmuyor' derkeeeeen boğuldum.Öyle bi çekmişim ki ağzımı geçmiş direkt boğaza yani.Çizgifilmlerde olur ya adam patlar aynen öyle.Bir acı bir acı balkona çıktım,öksürüyorum.Sonra ya otlar kafa yaptı ya da gerçekten idrak edebildim gülmeye başladım.Vallahi devlet gençlere iş versin..
İşsizlik sen nelere kadilsin.
Geçenlerde bir zayıflama çayı aldım.Hani şu cinnemalı olandan.Yalnız -her Türk gibi -zayıflamaya niyet ettim ama spor yok boğazını kısma yok bütün umudum çayda.Neyse işte ilk 1 hafta 2 kilo verdim yine de.Geçen hafta bi arkadaşımla buluştuk.Konu döndü dolaştı dedesinin sigara sarmasına geldi.İşte çarşafı varmış sarma makinesi varmış falan filan.
Eve geldim anlatıyorum işte babaanneme şöyle kilo vericem böyle kilo vericem.Hani çok şişman da değilim zorlamasam bu yaz sıcağında terden bile veririm ama hep show tv nin suçu.Sabahtan akşama kadar Nebahat Çehre yi gösteriyor filan sinir ediyor adamı.
Uzanmıştım.Şeytan sinsi sinsi yanaştı bana.Anaaa dedim sigara kilo verdiriyor yaaa.
Tabi ki sigaraya başlamadım.Sigaraymış otmuş hiç işim olmaz yani hiç merakım yoktur o konularda ama işte ampul kafada bir kez yandı.Gittim Almanca defterimden yırttığım A4 kağıdının içine zayıflama çayımı koydum annemin yaprak sarma makinesiyle bi güzel sardım.Kestim,kırptım,yaktım.Güya içince çay daha hızlı etki edecek.Yemin ederim tıbbın sınırlarını zorluyorum.
Çektim bi tane.'Eee bi şey olmuyor' derkeeeeen boğuldum.Öyle bi çekmişim ki ağzımı geçmiş direkt boğaza yani.Çizgifilmlerde olur ya adam patlar aynen öyle.Bir acı bir acı balkona çıktım,öksürüyorum.Sonra ya otlar kafa yaptı ya da gerçekten idrak edebildim gülmeye başladım.Vallahi devlet gençlere iş versin..
İşsizlik sen nelere kadilsin.
15 Haziran 2012 Cuma
RAKI BALIK TADINDA PEK BİR DERTLİ YAZI
Terden akan makyajı günde 4 defa yenilemekten yorgun düşmüş sevgili okurlarım ne yazacağımı şaşırdım.Konu yok!
Eskiden eğlenceli bir kızdım şimdi bir dertliyim sormayın.Her neyse madem konuşacak eğlenceli bir konu yok maskemi takmak zorunda değilim bu yüzden size bir derdimi rahatça anlatmak istiyorum.
Bir arkadaşım vardı.Ruh ikizim değildi çoğu konuda anlaşamazdık da.Yanında kendimi o kadar rahat da hissetmezdim yani ikimiz başbaşa kalsak rahatsız olurduk.O benim için hayatımdaki bir yan roldü.Ama anlam veremediğim bir şekilde beraber çok eğlenirdik.Eğlenmek dediğim de oturup sinemada iyi bir film izlemezdik.Birbirimizin suratını rujla boyardık,(hayır 5 yaşında değildim)birbirimize ayakkabı fırlatır çoğu zaman da güreşirdik.Bazen bütün gün hiç konuşmazdık bu kadar uzaktık ama her şeyimi bilirdi bu kadar da yakındık.En büyük aptallığımı burda yaptım.Hala anlam veremiyorum neden her şeyi ona anlatırdım ki.Güvenilmez biri olduğunu biliyordum ama kendimi hiç susturamazdım onun yanında.Sanırım kahrolası güvenilir suratı yüzünden.
Bir gün onu sırlarımı en sevmediğim insana anlatırken yakaladım.Benden özür dilememesini affedebilirdim ama ona surat astığımda bana nedenini sorması en berbat şeydi.2 yıl boyunca hiç konuşmadık.İlk yıl hala aynı ortamdaydık ve ben o yılın her haftasında ağladım.Ona hiç göstermedim,asla belli etmedim.Tam tersine ondan nefret ettiğimi her yerde söylüyordum.
Aslında doğruydu da benim ağlama sebebim onunla konuşmuyor olmam ya da büyük bir özlem duyuyor olmam değildi.Aslında bakarsanız hata en başından beri bendeydi.O bana hiçbir zaman sırlarımı koruma garantisi vermemişti.Ben onun gibi biriyle hiç karşılaşmadığım için bilememiştim böyle olacağını.Sonuçta o da onun kişiliğiydi.Gerçekten hiçbir zaman 'Ben senin arkandayım,sırların bende güvende'dememişti ama ben onu yine de her kavgama çağırmıştım.Bile bile lades demiştim işte.
Ağladığım nokta yaptığım şapşallık da değildi.Onu öyle kabul edememem sürekli değiştirmeye çalışmam da değildi.Ağladığım nokta onun istediğim gibi biri olamamasıydı.Ona bütün sırlarımı vermiştim ; çünkü onun saklamasını istiyordum.Her kavgama çağırmıştım ; çünkü benimle ilgilensin istiyordum.Onu hayatımdaki başrollerden yapmak istiyordum.Kısacası hayalimdeki arkadaş olsun istiyordum ama o, o değildi. Ben de onun hayalindeki arkadaş olamazdım çok isterdim ama onu her ne kadar çok sevsem de biz dost olamazdık.
Konuşmadığımız o 2 yıl var ya onun 2.yılında Kıbrıs'a yerleşti.Şimdi orada yaşıyor geçen internette karşılaştık.Bana yüzündeki pişmanlığı hissettirecek bir şekilde 'Olaya senin açından bakamadım güvenin senin için ne kadar önemli olduğunu bilmiyordum her şey için özür dilerim.'dedi. Demedi tabi. Bak yine onu istediğim kişi yaptım.Yüzünde olduğuna emin olduğum pişkin ifadesiyle 'Merhaba' dedi yalnızca.
Eskiden eğlenceli bir kızdım şimdi bir dertliyim sormayın.Her neyse madem konuşacak eğlenceli bir konu yok maskemi takmak zorunda değilim bu yüzden size bir derdimi rahatça anlatmak istiyorum.
Bir arkadaşım vardı.Ruh ikizim değildi çoğu konuda anlaşamazdık da.Yanında kendimi o kadar rahat da hissetmezdim yani ikimiz başbaşa kalsak rahatsız olurduk.O benim için hayatımdaki bir yan roldü.Ama anlam veremediğim bir şekilde beraber çok eğlenirdik.Eğlenmek dediğim de oturup sinemada iyi bir film izlemezdik.Birbirimizin suratını rujla boyardık,(hayır 5 yaşında değildim)birbirimize ayakkabı fırlatır çoğu zaman da güreşirdik.Bazen bütün gün hiç konuşmazdık bu kadar uzaktık ama her şeyimi bilirdi bu kadar da yakındık.En büyük aptallığımı burda yaptım.Hala anlam veremiyorum neden her şeyi ona anlatırdım ki.Güvenilmez biri olduğunu biliyordum ama kendimi hiç susturamazdım onun yanında.Sanırım kahrolası güvenilir suratı yüzünden.
Bir gün onu sırlarımı en sevmediğim insana anlatırken yakaladım.Benden özür dilememesini affedebilirdim ama ona surat astığımda bana nedenini sorması en berbat şeydi.2 yıl boyunca hiç konuşmadık.İlk yıl hala aynı ortamdaydık ve ben o yılın her haftasında ağladım.Ona hiç göstermedim,asla belli etmedim.Tam tersine ondan nefret ettiğimi her yerde söylüyordum.
Aslında doğruydu da benim ağlama sebebim onunla konuşmuyor olmam ya da büyük bir özlem duyuyor olmam değildi.Aslında bakarsanız hata en başından beri bendeydi.O bana hiçbir zaman sırlarımı koruma garantisi vermemişti.Ben onun gibi biriyle hiç karşılaşmadığım için bilememiştim böyle olacağını.Sonuçta o da onun kişiliğiydi.Gerçekten hiçbir zaman 'Ben senin arkandayım,sırların bende güvende'dememişti ama ben onu yine de her kavgama çağırmıştım.Bile bile lades demiştim işte.
Ağladığım nokta yaptığım şapşallık da değildi.Onu öyle kabul edememem sürekli değiştirmeye çalışmam da değildi.Ağladığım nokta onun istediğim gibi biri olamamasıydı.Ona bütün sırlarımı vermiştim ; çünkü onun saklamasını istiyordum.Her kavgama çağırmıştım ; çünkü benimle ilgilensin istiyordum.Onu hayatımdaki başrollerden yapmak istiyordum.Kısacası hayalimdeki arkadaş olsun istiyordum ama o, o değildi. Ben de onun hayalindeki arkadaş olamazdım çok isterdim ama onu her ne kadar çok sevsem de biz dost olamazdık.
Konuşmadığımız o 2 yıl var ya onun 2.yılında Kıbrıs'a yerleşti.Şimdi orada yaşıyor geçen internette karşılaştık.Bana yüzündeki pişmanlığı hissettirecek bir şekilde 'Olaya senin açından bakamadım güvenin senin için ne kadar önemli olduğunu bilmiyordum her şey için özür dilerim.'dedi. Demedi tabi. Bak yine onu istediğim kişi yaptım.Yüzünde olduğuna emin olduğum pişkin ifadesiyle 'Merhaba' dedi yalnızca.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










